Her mümin Kur’an’da yedi yerde farklı detayları ile
anlatılan Adem – İblis kıssasını bilir. Bu kıssanın Bakara Suresi’nde anlatılan
bölümünde, meleklerin bilmediği bilginin Adem Aleyhisselama öğretilmesinin
ardından, Rabbimiz meleklerin bir takım şeyler gizlediklerini bildirmekte,
sonra da onları Adem’e secde emri vererek imtihan etmektedir:
قَالَ يَا
آدَمُ أَنبِئْهُم بِأَسْمَائِهِمْ ۖ فَلَمَّا أَنبَأَهُم بِأَسْمَائِهِمْ قَالَ
أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ
وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ وَإِذْ قُلْنَا
لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ أَبَىٰ
وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ
Bunun üzerine Allah, “Âdem! Meleklere şunların
isimlerini söyle!” dedi. Âdem onlara o isimleri söyleyince, “Size dememiş
miydim, ben göklerin ve yerin gaybını bilirim. Neyi açığa vurduğunuzu, içinizde
neyi gizlediğinizi de bilirim.” dedi. Meleklere “Âdem’e secde edin!” dediğimizde hemen secdeye kapandılar ama
İblis öyle yapmadı, büyüklenerek direndi ve kâfirlerden oldu. (Bakara
2/33-34)
Ayette meleklerin ne tür bir gizleme eyleminde bulunduklarını ve neyi, nasıl gizlediklerini tespit etmemiz, Allah’ın emrine teslim olmanın ne demek olduğu ile ilgili de ayrıntılı bilgiler edinmemize sebep olacaktır. Bunun için ayette geçen ve dilimize “gizlemek” şeklinde aktarılan كتم keteme fiiline yakından bakmamız yetmez. Aynı zamanda bu kelimenin, dilimize “gizlemek” olarak aktarılan bir başka Kur’an’î kavram olan إخفاء ihfâ ile arasındaki farkı da ortaya koymamız gerekir.
Kur’an’da الكتمان Kitmân ve الإخفاء İhfâ Farkı[1]
Yüce Allah’ın hiçbir işini gelişigüzel yaptığı düşünülemez. Aksine her işini bir ölçüye göre yaptığını kendisi bildirmektedir.[2] Bu durum Kur’an’da kullanmayı tercih ettiği kelimeler için de geçerlidir. Kur’an’daki iki farklı kelimeye bizim aynı anlamı veriyor olmamız bu kelimelerin aralarında hiçbir fark olmadığını göstermez. Diğer bir ifadeyle, Allah’ın Kitabında birbirlerinin yerine kullanılabilecek şekilde mutlak anlamda eşanlamlı kelimeler olmaması gerekir. Kelime tercihini yapan Allah olduğu için bu tercihin anlama etki eden bir karşılığının olması elzemdir. Bu durum Kur’an’daki pek çok konu hakkında daha detaylı bilgi sahibi olmamızı sağlar. Her ikisi de dilimize “gizleme” olarak çevrilen الكتمان kitmân[3] ve الإخفاء ihfâ[4] kavramları, aralarındaki fark tespit edildiğinde Kur’an’daki bir çok konuda detay bilgiler edinmemizi sağlayan iki kavramdır. O konulardan biri de Adem İblis kıssasında yer alan meleklerin Allah’tan gizledikleri şeyle ilgilidir. Yukarıda okuduğumuz Bakara Suresi 33. ayette “içinizde neyi gizlediğinizi” derken “gizleme” ifadesi için kullanılmış olan kelime كتم keteme fiilidir. Kur’an’da benzer bir gizleme ifadesi إخفاء ihfâ fiili ile dile getirilmektedir. Mesela bir ayet şöyledir:
لِّلَّـهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗوَإِن تُبْدُوا مَا فِي أَنفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُم بِهِ اللَّـهُ…
Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. İçinizde
olanı açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi
ondan hesaba çeker… (Bakara 2/284)
Bu durumda كتم
keteme ile أخفى akhfâ fiilleri
arasındaki farkı ortaya çıkardığımızda meleklerin nasıl bir gizleme
yaptıklarını ve gizlediklerinin ne olduğunu da tespit etme şansı elimize
geçecektir.
كتم Keteme Fiili ve Kur’an’ın Yüklediği Anlamı
كتم keteme kök harflerinden oluşan kelimeler Kur’an’da 20 ayette 21 kez ve tamamı fiil formunda karşımıza çıkan kelimelerdir. Sözlükler kelimeye “gizleme ve örtme” anlamı vermektedirler.[5] Yine “ilân etmenin zıttı” olduğu kelimeye sözlüklerin verdiği karşılıklardandır.[6] Üzerine binildiğinde bağırmayan deveye نَاقَةٌ كَتُومٌ nâkatun ketûmun ve gök gürültüsü çıkarmayan buluta سَحَابٌ مُكْتَتِمٌ sehâbun muktetimun dendiği yine sözlüklerin verdiği bilgilerdendir. Aynı kökten ketûm kelimesi Türkçemizde de bilgisini paylaşmayan, ağzı sıkı[7] kişi anlamında kullanılmaktadır.
Kur’an’ın kelimeye
yüklediği anlamın ise sözlüklere nazaran bazı farklılıklar içerdiğini söylemek
mümkündür. Şöyle ki; sözlükler kelimeye bir gerçeği ilan etmeyerek yani gizli
tutarak örtme anlamını verirlerken Kur’an, “söylenmesi gerekenden başka sözler
söyleyerek gizleme” anlamını vermektedir. Bu anlamı nasıl tespit ettiğimizi
ilgili ayetleri okuyarak göstermemiz mümkündür:
وَآمِنُوا
بِمَا أَنزَلْتُ مُصَدِّقًا لِّمَا مَعَكُمْ وَلَا تَكُونُوا أَوَّلَ كَافِرٍ بِهِ
وَلَا تَشْتَرُوا بِآيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلًا وَإِيَّايَ فَاتَّقُونِ وَلَا
تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ
Yanınızda olanı tasdik edici olarak indirdiğime
inanın. Onu görmezlikten gelenlerin ilki olmayın! Âyetlerimi geçici bir çıkara
karşılık satmayın! Yalnız benden çekinerek kendinizi koruyun! Bile bile hakkı,
bâtıl kılığına sokmayın; hakkı gizlemeyin (ketmetmeyin)! (Bakara
2/41-42)
Ayette İsrailoğullarına hitaben Kur’an’ın yanlarındaki kitabı tasdik eden, bekledikleri kitap olduğu söylendikten sonra onun musaddik oluşunu gizlememeleri emredilmektedir. Zira Bakara 40. ayette geçen mîsak, gelecek kitaba inanma sözüdür. Ancak gelen kitap kendi ellerindeki kitabı tasdik ediyorsa inanma yükümlülükleri vardır.[8] İşte Rabbimiz 40. ayetten itibaren o musaddik kitabın geldiğini, bu tasdik ilişkisini bile bile gizlememeleri ve dolayısıyla sözlerini tutmaları gerektiğini belirtirken lafzen “hakkı bâtıl ile giydirmeyin” buyurmaktadır. Hemen ardından gelen “hakkı gizlemeyin وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ” ifadesi bu gizlemenin gerçeğin üzerine bâtıl giydirilerek yapıldığını göstermektedir. Burada gizleme olarak çevrilen kelime كتم keteme fiilinin emir kipindeki 2. çoğul şahıs formudur: تكتموا. Bu durumda ayette hakkı bâtıl ile giydirme eylemi onu ketmetme olarak tarif edilmektedir. Hakkın bâtıl ile giydirilmesi hakkın hiç söylenmeyerek değil, başka bir biçimde söylenerek yani çarpıtılarak gizlendiğini gösterir. O halde bir şeyin ketmedilmesi, o şeyin ortaya çıkarılmayıp saklanarak gizlenmesi değil, olması gereken halinden başka bir biçime sokularak gizlenmesi anlamına gelmelidir.
Zaten ayette İsrailoğullarına hitap edilmekte, onlardan
alınan ve Âl-i İmrân 81. ayette anlatılan, gelecek musaddik kitaba inanma sözü
hatırlatılmaktadır. Dolayısıyla Kur’an’ın ellerindeki kitabı tasdik ettiğini en
iyi bilen kişiler muhatap alınmaktadır. Gelen kitaba uymamanın tek yolu onun
ellerindekini tasdik etmediğini iddia etmek olacaktır. Bu da ancak hakkı bâtıl
ile giydirmekle yani gerçeği gerçek olmayan şeylerle gizleyerek olur. Yani
İsrailoğulları Kur’an’ın yanlarındaki kitabı tasdik etmediğini, ancak mevcut
ayetleri veya hükmü çarpıtarak iddia edebilirler. Aynı konudaki ve yine كتم keteme kelimesinin tercih edildiği Âl-i
İmrân 71. ayet öncesiyle birlikte okunduğunda bu durum net olarak görülür:
وَدَّت
طَّائِفَةٌ مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّا
أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِآيَاتِ
اللَّـهِ وَأَنتُمْ تَشْهَدُونَ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ
بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ
Ehl-i Kitab’ın bir kesimi, sizi bir saptırabilseler
diye fırsat kollarlar. Sadece kendilerini saptırırlar ama farkına varmazlar. Ey
Ehl-i Kitap! Şahit olduğunuz halde Allah’ın ayetlerini ne diye örtüyorsunuz? Ey
Ehl-i Kitap! Neden bile bile hakkı batıl ile giydiriyor ve hakkı gizliyorsunuz?
(Âl-i İmrân 3/69-71)
Görüldüğü gibi ehl-i
Kitap, yani kendi kitapları hakkında uzman olan kişiler, gelen yeni kitabın
Allah’ın Kitabı olduğunu müşahade etmiş kişilerdir. Bunu gizleyebilmek için o
Kitabın ayetlerini çarpıtmaları ve tasdik ilişkisini bozarak insanlara bunun
bekledikleri kitap olmadığını söylemeleri gerekir. Ayetlerin çarpıtılması demek
onları ortadan kaldırmak değil, gerçekte olduklarından farklı şekle büründürmek
yani hakkı batıl ile giydirmek demektir. Nitekim bu kişilerin tahrif ettikleri
yani anlamını kaydırdıkları şeyin dinledikleri Kur’an ayetleri olduğu Bakara
Suresi 75 ve 76. ayetlerde görülebilir.
Ketmetmenin saklamadan ziyade, ancak “düzeltilerek” açığa çıkarılabilecek bir bozma olduğunu görebileceğimiz önemli bir ayet de şöyledir:
İndirdiğimiz açıklayıcı ve yol gösterici ayetleri
Kitapta insanlar için ortaya koymamızdan sonra gizleyenler!
Allah, işte onları dışlar. Dışlamaya hakkı olanlar da onları dışlarlar. Dönüş
yapan, düzelten ve gizlediklerini açıklayanlar başka. Onların tevbesini kabul
ederim. Tevbeleri kabul eden ve iyiliği bol olan Ben’im.
(Bakara 2/159-160)
Ayette “insanlar için
ortaya koymamızdan sonra” ifadesinin yer alması ketmederek gizlemenin saklama
şeklinde olmadığını gösterir. Devamındaki أصلحو
وبينوا (düzelten ve açıklayan) ifadeleri de
ketmetmenin bozarak gizleme olduğunu açıkça göstermektedir. İnzal edilen açık
gerçeklerin (beyyineler) ketmedilerek gizlenmesi, onların olması gerekenden
farklı hale büründürülmesi olduğu için ıslahtan, yani düzeltilip olması gereken
hale getirilmesinden ve sonra da beyandan, yani düzgün halinin açıklanmasından
bahsedilmektedir. Günümüzde Kur’an ayetlerine yapılan da budur. Ayetler
herkesin ulaşabileceği şekilde ortadadır ancak anlamları değiştirilerek olması
gerekenden farklı anlamlar verilebilir ya da şahsi yorumlarla olmadık sonuçlara
varılıp ilgisiz hükümler çıkarılabilir. Böylece gerçek gizlenmiş olur. İşte
Kur’an’da buna ketmetmek denilmektedir. Surenin 174. ayeti de şöyledir:
إِنَّ
الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنزَلَ اللَّـهُ مِنَ
الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا ۙ أُولَـٰئِكَ مَا يَأْكُلُونَ
فِي بُطُونِهِمْ إِلَّا النَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللَّـهُ يَوْمَ
الْقِيَامَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Allah’ın indirdiği Kitaptan bir şey gizleyen ve karşılığında geçici bir menfaat elde
edenler, karınlarına sadece ateş doldururlar. Allah Kıyamet günü onlarla
konuşmaz ve onları aklamaz. Hak ettikleri acıklı bir azaptır. (Bakara 2/174)
Bu ayette de gizleme كتم ketmetme olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu
da Kitaptan yanlış bir hüküm çıkarıp doğru gibi sunularak yapılabilir. Her iki
ayette de gördüğümüz gibi Kitaptan inzal edileni ketmetmenin cezası son derece
ağır olacaktır.
Kelimenin bir şeyi
bozarak veya değiştirerek, onun olması gereken gerçek halini gizlemek anlamında
olduğunu başka ayetlerden de görmemiz mümkündür:
وَإِذْ
قَتَلْتُمْ نَفْسًا فَادَّارَأْتُمْ فِيهَا ۖ وَاللَّـهُ مُخْرِجٌ مَّا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ
Bir gün bir
kişiyi öldürüp suçu birbirinize atmıştınız. Halbuki Allah neyi gizlediğinizi
(ketmettiğinizi) ortaya çıkaracaktır. (Bakara 2/72)
Ayette gizlediğiniz (مَّا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ) şeklinde ifade edilen şey
cinayetin fâilidir. Bu gizleme, ilgili kişilerin suçu birbirlerine atmalarıyla
yapılmaktadır. Yani buradaki gizleme, gerçeğin saklanıp ortaya çıkarılmaması
ile değil, konunun farklı yerlere çekilmesiyle yapılmaktadır. Dolayısıyla bu
ayet de كتم keteme ifadesi ile ilgili tespit ettiğimiz anlamı desteklemektedir.
Kur’an’da şahitliğin
gizlenmesi de daima كتم keteme fiili ile dile getirilmektedir:
أَمْ
تَقُولُونَ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ
وَالْأَسْبَاطَ كَانُوا هُودًا أَوْ نَصَارَىٰ ۗ قُلْ أَأَنتُمْ أَعْلَمُ أَمِ اللَّـهُ
ۗ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَتَمَ شَهَادَةً عِندَهُ مِنَ اللَّـهِ ۗ
وَمَا اللَّـهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُون
Yoksa
İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarının Yahudi veya Hristiyan olduklarını
mı söylüyorsunuz? De ki: “Siz mi iyi bilirsiniz, Allah mı?” Allah’ın kendisine
gösterdiği bir gerçeği gizleyenden daha büyük
yanlışı kim yapabilir? Yaptığınız hiçbir şey Allah’ın dikkatinden kaçmaz. (Bakara 2/140)
Ayette Allah’ın gösterdiği gerçeğin gizlenmesi كتم keteme kelimesi ile ifade edilmiştir.
Allah’ın göstermiş olmasından gerçeğin zaten bilindiği anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla buradaki gizleme ortaya çıkarmadan gizli tutma, saklama anlamında
olamaz. Ayrıca ayetin başından da anlaşılacağı üzere gizlenen şey, sayılan
nebîlerin Hristiyan veya Yahudi olmadıkları gerçeğidir. Bunu, o nebîlerin
Yahudi ve Hristiyan olduklarını iddia ederek yapmaktadırlar. Kısacası burada da
gerçek hiç söylenmeyerek değil, gerçek dışı iddialar dile getirilerek
gizlenmeye çalışılmakta ve bu gizleme كتم keteme fiili ile ifade edilmektedir.
Aşağıdaki ayette de şahitliğin gizlenmesi yine aynı kelimeyle ifade edilmiştir:
وَإِن كُنتُمْ عَلَىٰ سَفَرٍ وَلَمْ تَجِدُوا
كَاتِبًا فَرِهَانٌ مَّقْبُوضَةٌ ۖ فَإِنْ أَمِنَ بَعْضُكُم بَعْضًا فَلْيُؤَدِّ
الَّذِي اؤْتُمِنَ أَمَانَتَهُ وَلْيَتَّقِ اللَّـهَ رَبَّهُ ۗوَلَا تَكْتُمُوا
الشَّهَادَةَ
ۚ وَمَن يَكْتُمْهَا فَإِنَّهُ آثِمٌ قَلْبُهُ ۗ وَاللَّـهُ بِمَا تَعْمَلُونَ
عَلِيمٌ
Yolculukta olur da
yazacak birini bulamazsanız, yapılacak olan rehin almaktır. Biriniz diğerine
güvenir (borcu yazmaz, rehin de almaz) ise, kendine güvenilen kişi, Rabbi olan
Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakınsın da güveni kötüye kullanmasın. Şahitliği
gizlemeyin. Kim gizlerse kalbi iyilikten
uzaklaşır. Yaptığınız her şeyi bilen Allah’tır.
(Bakara 2/283)
Bakara
282. ayetteki borçların yazılması konusunun devamındaki ayette karşılıklı
güvenden dolayı borcun yazılmaması durumu anlatılmaktadır. Burada şahitliğin
gizlenmemesi elbette kendisine güvenilen borçlunun borcuna ve vadesine sadık
olması anlamını taşımaktadır. Dolayısıyla buradaki gizleme borcun miktarı veya
vadesinin gerçekte olandan başkası ile değiştirilmesidir. Bu durum da yine كتم keteme fiili ile dile getirilmiştir. Bir başka ayet şöyledir:
يَا أَيُّهَا
الَّذِينَ آمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ حِينَ
الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِّنكُمْ أَوْ آخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ إِنْ
أَنتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الْأَرْضِ فَأَصَابَتْكُم مُّصِيبَةُ الْمَوْتِ ۚ
تَحْبِسُونَهُمَا مِن بَعْدِ الصَّلَاةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللَّـهِ إِنِ
ارْتَبْتُمْ لَا نَشْتَرِي بِهِ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ ۙوَلَا نَكْتُمُ
شَهَادَةَ
اللَّـهِ إِنَّا إِذًا لَّمِنَ الْآثِمِينَ
Ey inanıp güvenenler! Sizden birine ölüm hali gelir
de vasiyet edecek olursa içinizden güvenilir iki kişi aranızda şahit olsun.
Eğer yolculuk yaptığınız sırada ölüm gelip çatarsa sizin dışınızdan iki kişi de
olabilir. Şahitlerden şüphelenirseniz namazdan sonra alıkoyar, şöyle yemin
ettirirsiniz: “Vallahi bu işten bir kazancımız yoktur, isterse en yakınımız
olsun. Allah için yapılan şahitliği gizlemeyiz.
Öyle olsa elbette günaha gireriz.” (Mâide 5/106)
Bir kez daha şahitliğin
gizlenmesinden bahsedilen bir ayette كتم keteme kelimesi kullanılmıştır. Burada da kendilerinden
şüphelenilen şahitler yaptıkları şahitliği gizlememek üzere yemin
ettirilmektedirler. Ayette yemin edenler zaten şahitlerdir. Yani gerçeği bilen
kişilerdir. Bunların şahitliği gizlemeleri, gerçeği olduğundan farklı şekilde
söylemeleri ile olabilir. Konumuz açısından belirleyici olabilecek ayetlerden
bir diğeri de şöyledir:
وَلِيَعْلَمَ
الَّذِينَ نَافَقُوا ۚ وَقِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا قَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّـهِ
أَوِ ادْفَعُوا ۖ قَالُوا لَوْ نَعْلَمُ قِتَالًا لَّاتَّبَعْنَاكُمْ ۗ هُمْ
لِلْكُفْرِ يَوْمَئِذٍ أَقْرَبُ مِنْهُمْ لِلْإِيمَانِ ۚ يَقُولُونَ
بِأَفْوَاهِهِم مَّا لَيْسَ فِي قُلُوبِهِمْ ۗوَاللَّـهُ أَعْلَمُ بِمَا يَكْتُمُونَ
Bir de ikiyüzlülük edenleri bilmek için yaptı.
Onlara: “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunma yapın!” denince
“Savaşmayı bilsek, elbette peşinizden geliriz!” demişlerdi. O gün, imandan
çok kâfirliğe yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı.
Onların gizlediklerini en iyi bilen Allah’tır.
(Âl-i İmrân 3/167)
Kalplerinde olmayan
şeyi ağızlarıyla söylemeleri söyledikleri şeyin kalplerinde olandan başka bir
şey olduğunu gösterir. Rabbimiz bu tavrı كتم ketm olarak değerlendirmekte ve bu kelimeyi kullanarak
“gizlediklerini en iyi bilen Allah’tır” buyurmaktadır. Burada da Kur’an’a göre
ketmetmenin gerçeği saklayıp hiç söylemeyerek değil, olduğundan başka bir
şekilde söyleyerek gizleme olduğu net bir şekilde görülmektedir. Benzer bir
ayet şöyledir:
وَإِذَا
جَاءُوكُمْ قَالُوا آمَنَّا وَقَد دَّخَلُوا بِالْكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا
بِهِ وَاللَّـهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا يَكْتُمُونَ
Size geldiklerinde “iman ettik” derler, oysa kâfir
girerler, kâfir çıkarlar. Allah onların gizlediklerini
daha iyi bilir. (Mâide 5/61)
Bu ayette de konu
edilen kişiler kâfirliklerini müminlerin yanındayken “iman ettik” diyerek
gizlemektedirler. Gizleme olarak dilimize aktarılan ifade burada da كتم keteme fiilidir.
Konumuzla ilgili en
dikkat çekici ayetler ise Mü’min Suresinde bulunmaktadır. Firavunun ailesinden
imanını “ketmeden” mümin bir kişinin yaptığı konuşma bu ayetlerde şöyle
bildirilmektedir:
وَقَالَ
رَجُلٌ مُّؤْمِنٌ مِّنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ إِيمَانَهُ أَتَقْتُلُونَ رَجُلًا أَن يَقُولَ
رَبِّيَ اللَّـهُ وَقَدْ جَاءَكُم بِالْبَيِّنَاتِ مِن رَّبِّكُمْ ۖ وَإِن يَكُ
كَاذِبًا فَعَلَيْهِ كَذِبُهُ
ۖ
وَإِن يَكُ صَادِقًا يُصِبْكُم بَعْضُ الَّذِي يَعِدُكُمْ ۖ إِنَّ اللَّـهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ
مُسْرِفٌ كَذَّابٌ يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِرِينَ فِي
الْأَرْضِ فَمَن يَنصُرُنَا مِن بَأْسِ اللَّـهِ إِن جَاءَنَا ۚ قَالَ فِرْعَوْنُ
مَا أُرِيكُمْ إِلَّا مَا أَرَىٰ وَمَا أَهْدِيكُمْ إِلَّا سَبِيلَ الرَّشَادِ
Firavun
ailesinden, imanını gizleyen
bir mümin dedi ki: “Size Rabbinizden açık belgelerle gelmiş bir adamı
“Rabbim Allah’tır” dediği için mi öldürüyorsunuz? Eğer yalancıysa, yalanı kendi
aleyhinedir. Dürüstse, yaptığı tehditlerin bir kısmı başınıza gelebilir. Allah,
aşırılık eden yalancı birini yola getirmez. Ey halkım, bugün yetki sizdedir, bu
topraklara siz hâkimsiniz. Başımıza Allah’tan bir bela gelirse bize kim yardım
eder?” Firavun dedi ki “Size sadece kendi gördüğümü gösteriyorum.
Size sadece doğru yolu gösteriyorum.” (Mü’min 23/28-29)
Ayetlerde konuşan kişinin imanını[9] gizleyen bir mümin olduğu belirtilirken “gizleme” ifadesi كتم keteme fiili ile dile getirilmiştir. O halde yukarıda bu fiile verdiğimiz anlama göre bu kişi imanını kimseye söylemeyerek değil, mümin olduğunu söylemeyip yerine başka şeyler söyleyerek gizlemiş olması gerekir. Ayetler dikkatli okunduğunda bu kişi mümin olduğunu söylememekte, buna rağmen halka hitaben bir konuşma yapmaktadır. Konuşmasında Musa Aleyhisselamın getirdiği belgelerin önemli olduğunu, onun doğru söyleyip söylemediğinin kararının o mucizelere bakılarak verilmesi gerektiğini, yalancıysa sonuçlarına kendisinin katlanacağını, bunun için bir insanı öldürmenin doğru olmayacağını söylemektedir. Burada kendi imanına dair bir şey söylemediği gibi, bu konuşmasıyla kendi düşüncesinin de başkaları için bir önemi olmadığının ipuçlarını vermektedir. Dolayısıyla ketmetmenin Kur’an’dan öğrendiğimiz anlamı burada da doğru çalışmakta, mümin kişi imanını yaptığı bu konuşmayla da gizlemiş olmaktadır. Öyle ki; bu konuşmanın ardından Firavun bile kimseyi zorlamadığını imâ ederek kendi düşüncesine göre doğru yolu gösterdiğini dile getirmiş ve geri adım atmak durumunda kalmıştır. Mümin kişi sonraki ayetlerde devam eden konuşmasında yine kendi imanıyla ilgili bir şey söylememekte, önceki nebiler ve onların toplumlarından örnekler vererek Allah’ın herkes için geçerli olan kanunlarından bahsetmektedir.
Sonuç olarak كتمان kitmân Kur’an’da, susarak değil gerçek dışı şeyler söyleyerek
gerçeği gizlemeyi anlatmaktadır. Aşağıda göreceğimiz gibi إخفاء ihfâ ise bir şeyi içinde tutup saklama ve kimseye söylememe,
açık etmeme anlamında bir gizlemedir. İki fiil arasındaki bu farkı tespit
etmenin bir çok ayeti doğru anlamamızı sağladığını da örnekleri ile ele almaya
çalışacağız.
خفي Hafiye Fiili ve Kur’an’ın Yüklediği Anlamı
Bu kökten kelimeler Kur’an’ın 31 ayetinde 34 kez karşımıza çıkmaktadır. Sözlükler kelimenin gizlemek ve açığa çıkarmak şeklinde birbirinin zıttı iki anlama geldiği bilgisini vermektedirler.[10] Gizlemek anlamındaki kullanımının أ (elif) ziyadesiyle olduğunu (if’âl bâbı أخفى), görünmek, açığa çıkmak anlamının ise أ (elif) harfi olmaksızın (sülasi mücerred خفي) kullanımında bulunduğunu dile getirmektedirler. Buna göre خفي الشيءُ “o şey gizlendi” anlamındadır.[11] Bu bağlamda أخفيت ifadesinin gizledim, خفيت ifadesinin ise gösterdim anlamına geldiğini sözlüklerden öğrenmekteyiz.[12] Kelimenin gizleme anlamına geldiğini الخافي kelimesinin “cin” anlamına gelmesinden de anlayabilmekteyiz.[13] Kuşların kanatlarının ön kısmındaki yapıyı gizledikleri için buradaki tüylere aynı kökten الْخَوَافِي ismi verildiğini, aynı kelimenin yaprakları tarafından gizlenen hurma dalının merkezindeki yumuşak bölge için de kullanıldığı bilgisini yine sözlüklerden edinmekteyiz.[14] Ne var ki; sözlüklerin, kelimenin gizlemenin zıttı olan görünme, açığa çıkma anlamına da geldiği yönündeki iddiaları Kur’an’daki kullanımlarına uygun düşmemektedir. Kur’an bu kökten kelimeleri daima gizli, saklı olma anlamında kullanmaktadır.[15] Kelime Arapça’da kullanılmayan bir anlamda Türkçeye de geçmiş, kişi veya meselelerle ilgili gizli şeyleri araştıranlara dedektif anlamında hafiye denmiştir.[16]
Kelimenin lâzım fiil olan sülasi mücerred formu خفي hafiye fiili Kur’an’da da geçmekte, hatta
aşağıdaki ayette zıt anlamlısı ile kullanılarak ne anlama geldiği gözler önüne
serilmektedir:
يَوْمَ هُم بَارِزُونَ
لَا يَخْفَىٰ عَلَى اللَّـهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ…
O gün onlar ortaya çıkarlar;
hiçbir şeyleri Allah’a gizli kalmaz…
(Mü’min 40/16)
Ayette kelimenin “gizli kalmak, saklı kalmak” anlamında
olduğu “bariz olma, ortaya çıkma”nın (بارزون) zıttı olarak kullanılmasıyla ortaya
konmuştur. Aşağıdaki ayette de bu anlam nettir:
إِنَّ
اللَّـهَ لَا يَخْفَىٰ عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ
Göklerde ve yerde hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.
(Âl-i İmrân 3/5)
Kelimenin sır saklamak gibi saklama ve söylememe anlamında
olduğu sır kelimesiyle kullanılmasından da anlaşılmaktadır:
وَإِن
تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ
وَأَخْفَى
İster söyle ister söyleme; o sır olanı da daha gizlisini de
bilir. (Tâhâ 20/7)
Anlaşılacağı üzere Kur’an’ın bu kelimeye verdiği gizleme anlamı önceki bölümde gördüğümüz كتم keteme kelimesinden farklı bir gizlemeyi anlatmaktadır. كتم keteme kelimesinde, gizlenecek şeyin başka bir yapıya büründürülerek gizlenmesi, diğer bir deyişle gerçeğin gerçek olmayana çevrilerek gizlenmesi söz konusuyken, خفي hafiye kelimesinde gizlenecek şeyle ilgili hiçbir bilgi verilmeden, sır gibi saklanarak gizlenmesi anlamı mevcuttur. Hatta yukarıdaki ayette sırdan daha gizli olma durumu خفي hafiye kelimesinin ism-i tafdili ile anlatılmıştır. Bu da kelimenin كتم keteme kelimesinden, bahsettiğimiz şekildeki farkını ortaya koyması bakımından önemlidir.
Kelimenin müteaddî fiil
olan if’âl babındaki kullanımlarında da bu durum net bir şekilde görülebilir.
Bu bâbda أخفى
ehfâ halini alan fiil aşağıdaki ayette yine “sır” kelimesinin fiil hali
kullanılarak tanımlanmıştır:
…تُسِرُّونَ إِلَيْهِم بِالْمَوَدَّةِ وَأَنَا
أَعْلَمُ بِمَا أَخْفَيْتُمْ وَمَا أَعْلَنتُمْ…
… Onlara
karşı sevgi beslediğinizi sır olarak gizliyorsunuz,
oysa ben gizlediğinizi (ihfâ ettiğinizi) de
açıkladığınızı da bilirim… (Mümtahine 60/1)
Ayette “sır olarak gizliyorsunuz” şeklinde anlam verdiğimiz
bölüm تسرون tusirrûne
kelimesidir. Türkçe’ye de girmiş olan sır kelimesinin fiil halidir. Bu türden
bir gizlemeyi yapanlara ayetin devamında “gizlediğinizi bilirim” denirken
kullanılan fiil ise ehfâ fiilidir. Böylece bir şeyi ihfâ etmenin, onu sır
olarak saklamak anlamına geldiği ortaya çıkmaktadır. Bir şeyin Allah’tan başka
kimsenin bilemeyeceği şekilde gizlenmiş olduğu ifade edilirken kullanılan fiil
de yine خفي hafiye fiilidir:
فَلَا
تَعْلَمُ نَفْسٌ مَّا أُخْفِيَ لَهُم مِّن قُرَّةِ
أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Yaptıkları işlere karşılık onlar için, gözleri
kamaştıran ne güzelliklerin saklandığını kimse
bilemez. (Secde 32/17)
Aşağıdaki ayette gizlenen şeyin “içinizde olan – ما في أنفسكم ma fî enfusikum” ifadesiyle dile
getiriliyor olması da إخفاء
ihfâ ile anlatılan gizlemenin كتمان
kitmândan farklı olarak içte gizlenen, kimseye bahsedilmeyen, diğer bir deyişle
saklanan şey olduğunu göstermektedir:
لِّلَّـهِ
مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗوَإِن تُبْدُوا مَا فِي أَنفُسِكُمْ
أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُم بِهِ اللَّـهُ…
Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. İçinizde olanı açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi ondan hesaba çeker… (Bakara
2/284)
Kur’an’da 3 ayette إخفاء ihfânın mef’ulü (mef’ul bihi veya mef’ul fîhi) نفس nefs kelimesi ile kullanılmakta ve “içte olan şeyin” gizlendiği dile getirilmektedir.[17]أخفى ehfâ fiilinin geçtiği ayetlerde mef’ul olan benzer bir ifade daha vardır:
قُلْ إِن تُخْفُوا
مَا
فِي صُدُورِكُمْ
أَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللَّـهُ…
De ki; içinizde olanı gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir… (Âl-i İmrân 3/29) Ayette gizlenen şey bu kez ما في صدوركم ma fî sudurikum şeklinde dile getirilmiş ve dilimize yine “içinizde olan” şeklinde aktarılmıştır. صدور sudûr kelimesi toplam 4 ayette bu fiille ilişkili olarak kullanılmaktadır (fâil veya mef’ûl).[18] Dolayısıyla خفي hafiye fiili ile anlatılan gizlemenin, içte saklanarak, gizlenen şey hakkında hiç bir bilginin verilmemesini ifade eden bir gizleme çeşidi olduğu ortaya çıkmaktadır. İçerisinde hem nefs hem sadr kelimelerinin geçtiği şu ayet ihfâ kavramının anlamının, açığa vurmadan, sadece Allah’ın bileceği şekilde gizleme olduğunu çok net olarak gösteren ifadeler taşımaktadır:
…
يُخْفُونَ فِي أَنفُسِهِم مَّا لَا يُبْدُونَ لَكَ ۖ يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا
مِنَ الْأَمْرِ شَيْءٌ مَّا قُتِلْنَا هَاهُنَا ۗ قُل لَّوْ كُنتُمْ فِي
بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ الَّذِينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلُ إِلَىٰ مَضَاجِعِهِمْ
ۖ وَلِيَبْتَلِيَ اللَّـهُ مَا فِي صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا فِي قُلُوبِكُمْ
ۗ وَاللَّـهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
… Sana açmadıklarını
içlerinde gizliyor (ihfâ ediyor), “Bu iş
lehimize olsaydı burada öldürülmezdik” diyorlardı. De ki:
“Evlerinizde bile olsaydınız, öldürülecekleri yazılanlar, düşecekleri yere
kadar gelirlerdi”. Bunlar, Allah’ın içinizde olanı denemesi ve
kalplerinizdeki kirleri iyice gidermesi içindir. İçinizde ne olduğunu bilen
Allah’tır. (Âl-i İmrân 3/154)
Ayetteki kişilerin ihfâ ettikleri şey, مَّا لَا يُبْدُونَ لَكَ “sana açamadıkları
şey” olarak dile getirilmiştir. Dolayısıyla ihfâ ile yine, hiçbir şey
söylemeden gizleme anlatılmış olmaktadır. Eğer içlerinde olandan başka bir şey
söyleyerek gizleme yapsalardı o zaman ihfâdan değil ketmetmekten bahsedilmesi
gerekirdi.
“Geceleyin saklanan kişi” için de yine خفي hafiye kökünden türemiş bir kelime
kullanılması, ortaya koymaya çalıştığımız anlamı desteklemesi bakımından önemlidir:
سَوَاءٌ
مِّنكُم مَّنْ أَسَرَّ الْقَوْلَ وَمَن جَهَرَ بِهِ وَمَنْ هُوَ مُسْتَخْفٍ
بِاللَّيْلِ وَسَارِبٌ بِالنَّهَارِ
İçinizden sözü gizleyen, açığa vuran, gece saklanan ve
gündüz dışarı çıkan O’nun için aynıdır. (Ra’d
13/10)
Aşağıdaki ayetlerde ihfâ kavramı kullanılarak gizlendiği
dile getirilen şeylerin tamamı gizli saklı, kimseye gösterilmeden yapılan
eylemlerdir. Bu durum fiilin başkalarına hiçbir bilgi vermeden yapılan gizleme
anlamında olduğunu desteklemektedir:
إِن تُبْدُوا
الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَ ۖوَإِن تُخْفُوهَا
وَتُؤْتُوهَا الْفُقَرَاءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ…
Zekâtları/sadakaları açıkça verirseniz pek
güzel olur! Ama fakirlere verirken gizlemeniz,
sizin için daha iyidir… (Bakara 2/271)
إِن تُبْدُوا خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُوا عَن سُوءٍ فَإِنَّ اللَّـهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا
Bir iyiliği açıklar
veya gizlerseniz ya da bir kötülüğü affederseniz
bilin ki Allah da affedicidir, ölçü belirleyendir.
(Nisâ 4/149)
Kelimenin ortaya çıkarmadan, başkalarının bilemeyeceği
şekilde saklama anlamına geldiğini net bir şekilde gösteren ayetlerden biri de
En’âm Suresindedir:
وَمَا
قَدَرُوا اللَّـهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِذْ قَالُوا مَا أَنزَلَ اللَّـهُ عَلَىٰ
بَشَرٍ مِّن شَيْءٍ قُلْ مَنْ أَنزَلَ الْكِتَابَ الَّذِي جَاءَ بِهِ مُوسَىٰ
نُورًا وَهُدًى لِّلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُ قَرَاطِيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ
كَثِيرًا وَعُلِّمْتُم مَّا لَمْ تَعْلَمُوا
أَنتُمْ وَلَا آبَاؤُكُمْ قُلِ اللَّـهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِي خَوْضِهِمْ
يَلْعَبُونَ
Allah’a hak ettiği ölçüde değer vermediler. “Allah
hiçbir insana bir şey indirmiş değildir.” dediler. De ki “Öyleyse
Musa’nın insanlar için bir nur ve bir rehber olarak getirdiği o Kitabı kim
indirdi? Siz onu parşömenler haline getiriyor o
parşömenlerin de bir kısmını açıp, bir kısmını
gizliyorsunuz. Size de atalarınıza da
bilmedikleri şeyler öğretilmiştir. Sen, “Onu indiren Allah’tır” de sonra
onları daldıkları yerde bırak da oynamaya devam etsinler.
(En’âm 6/91)
Ayette Yahudilerin
iddiası çürütülürken Rabbimiz, Musa Aleyhisselama indirdiği Kitabın Yahudiler
tarafından parşömenlere yazıldığını şöyle bildiriyor: تَجْعَلُونَهُ قَرَاطِيسَ
تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثِيرًا.
Burada تجعلونه tec’alûne
ifdesindeki ه hu zamiri
müzekker olduğundan Kitabı göstermektedir. Yani “Kitabı” parşömenler haline getirdiniz
buyrulmaktadır. Devamındaki تبدونها
tubdûnehâ ifadesindeki zamir ise müennestir ve çoğul olan قراطيس karâtîs (parşömenler) ifadesine döner.
Yani ayete göre açılıp gösterilen ve gizlenen şey Kitap değil, Kitabın yazılı
olduğu parşömenlerdir. Dolayısıyla ayette maddî bir nesnenin gösterilmesi ve
bir kısmının da gizli tutulmasından bahsedilmektedir. Bu sebeple كتم keteme değil أخفى ehfâ fiili kullanılmıştır. Çünkü bir
önceki bölümde öğrendiğimiz üzere كتم keteme bir gerçeği tahrif ederek,
olduğundan başka şekle büründürerek gizlemektir. Bu sebeple maddi bir nesneyi
ketmetmekten söz edilemez. Böylece bu ayet, أخفى ehfâ kelimesiyle dile getirilenin, “ortaya
çıkarmayıp saklayarak gizleme” olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiş
olmaktadır. Şu
ayetler de kelimenin bu türden bir gizlemeden bahsettiğini doğrulayan ifadeler
içermektedir:
قُلْ مَن
يُنَجِّيكُم مِّن ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ تَدْعُونَهُ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً
لَّئِنْ أَنجَانَا مِنْ هَـٰذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ
De ki; Gizlice ve yalvararak: ‘Bizi bundan kurtarırsan elbette sana
karşı görevlerini yerine getirenlerden oluruz’ diye dua ettiğiniz bir sırada,
sizi karanın ve denizin karanlıklarından kurtaran kimdir?
(En’âm 6/63)
Ayette “gizlice” anlamı verilmiş kelime, خفي kelimesinin mastarı olan خفية hufye kelimesidir. Gerek ayette anlatılan olay, gerekse kelimenin “yalvarma” anlamına gelen تضرع tadarru kelimesiyle birlikte kullanılması, buradaki gizlemenin “içte saklama” anlamında olduğunu göstermektedir.[19] Benzer bir kullanım şu ayette de görülebilir:
إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا
O, bir gün Rabbine gizlice
seslenmişti. (Meryem 19/3)
Zekeriyâ Aleyhisselamın dua etmesinden bahseden bu ayette de
gizlice şeklinde çevrilmiş olan kelime خفيا hafiyyen kelimesidir. Burada da kelimeye
yukarıda verdiğimiz anlamların doğruluğu görülmektedir. Kelimenin saklı tutma,
hiçbir şekilde ortaya çıkarmama anlamını görebileceğimiz önemli ayetlerden biri
de kadınların örtünmelerinden bahseden Nûr Suresi 31. ayetin son bölümüdür:
…وَلَا
يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ
مِنْ زِينَتِهِنَّ…
…Gizledikleri
güzellikleri bilinsin diye ayaklarını farklı şekilde yere basmasınlar… (Nûr
24/31)
Buradaki gizlemenin de كتم keteme ile değil أخفى ehfâ fiili ile dile getirilmiş olması iki
kelime arasındaki anlatmaya çalıştığımız farkı net şekilde ortaya koymaktadır.
Kadınların güzelliklerinin saklı, kapalı olması gerektiği için bu kelime tercih
edilmiştir.
Sonuç itibariyle خفي hafiye kelimesiyle dile getirilen gizleme
fiilinin كتم keteme
kelimesiyle anlatılandan çok farklı olduğu görülmektedir. كتم keteme kelimesinde gizlenecek şeyin başka
şekle büründürülmesi ve böylece asıl olması gereken halinin görülmesinin
engellenmesi anlamı varken خفي
hafiye kelimesinde gizlenen şeyin hiç söylenmeyerek içte saklanması anlamı
bulunmaktadır. Aradaki bu farkın görülmesi ve gözetilmesi pek çok ayeti daha
doğru anlamamıza sebep olmaktadır. Şimdi de bu ayetler üzerinde duralım:
Meleklerin Gizledikleri
Gizleme eylemini dile getirmek için meleklerin
gizlediklerinden bahsedilen Bakara Suresi 33. ayette de كتم keteme fiilinin tercih edildiğini
görmüştük:
قَالَ يَا
آدَمُ أَنبِئْهُم بِأَسْمَائِهِمْ
ۖ
فَلَمَّا أَنبَأَهُم بِأَسْمَائِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ
غَيْبَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ
Bunun üzerine Allah, “Âdem! Meleklere şunların
isimlerini söyle!” dedi. Âdem onlara o isimleri söyleyince, “Size dememiş
miydim, ben göklerin ve yerin gaybını bilirim. Neyi açığa vurduğunuzu, içinizde
neyi gizlediğinizi de bilirim.” dedi.
(Bakara 2/33)
Ayette كتم
keteme fiili kullanıldığına göre buradaki gizlemenin gerçeği farklı biçimde
dile getirerek yapılmış olması gerekir. Diğer bir deyişle melekler içlerinde
olanı ihfâ ederek saklamıyorlar, ketmederek olduğundan farklı bir şekilde dile
getiriyorlar. Yani melekler her ne söylüyorlarsa, o söyledikleri şey içlerinde
olandan farklıdır. O halde öncelikle meleklerin bu gizlemeyi (ketm)
yapabilmeleri için ne söylediklerine bakmamız yerinde olacaktır. Ayeti, konunun
başlangıcı olan 30. ayetten itibaren okuduğumuzda meleklerin iki kez
konuştuklarını görmekteyiz:
وَإِذْ قَالَ
رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً ۖ قَالُوا
أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ
بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ
ۖ
قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Bir gün Rabbin meleklere, “Yeryüzünde bir muhalif
varlık oluşturuyorum.” dedi. Melekler, “Orada tabii düzeni bozacak ve kan
dökecek bir varlık mı oluşturuyorsun? Ama sen her yaptığını güzel yaptığın için
sana boyun eğer, seni takdis ederiz” dediler. Allah: “Ben sizin
bilmediklerinizi bilirim!” dedi. (Bakara 2/30)
Meleklerin ilk
konuşması bu ayettedir ve görüldüğü gibi Rabbimizin muhalif bir varlık
oluşturmasına kendi bilgilerince tepki göstermiş, hemen arkasından geri adım
atmışlardır. Sonraki ayetlerde meleklerin ikinci konuşması yer alır:
وَعَلَّمَ
آدَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلَائِكَةِ فَقَالَ
أَنبِئُونِي بِأَسْمَاءِ هَـٰؤُلَاءِ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ قَالُوا سُبْحَانَكَ
لَا عِلْمَ لَنَا إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا ۖ إِنَّكَ أَنتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
Âdem’e varlıkların isimlerini (neye yaradıklarını)
öğretti, sonra onları meleklere gösterdi: “İddianızda haklıysanız bana şunların
isimlerini söyleyin!” dedi. Melekler, “Biz sana boyun eğeriz, bizde senin
öğrettiğin dışında bilgi olmaz. Her şeyi bilen ve kararları doğru olan Sensin.”
dediler. (Bakara 2/31-32)
Bunları söyleyen
meleklerin içerisinde, kendisi de bir melek olan İblis de bulunmaktadır. Bundan
sonraki ayette Rabbimiz meleklerin ketmederek bir şeyler gizlediklerini söylediğine
ve ketmetmek de farklı bir şey söyleyerek asıl olanı gizlemek olduğuna göre,
meleklerin bu sözleri içlerinde olandan farklı olmalıdır. Meleklerin itirazları
yeryüzündeki yeni varlığın muhalif yapıda olmasınadır. Bu itirazlarında
diretmemelerine karşın Rabbimiz ilk insana meleklerde olmayan eşyanın bilgisini
öğretmiş, böylece muhalif yapısını bu bilgiyle kontrol edebileceğini dile
getirmiştir. Melekler her iki söylemlerinde de Allah’a boyun eğdiklerini
söylemelerine rağmen Allah bir şeyler ketmettiklerini söylemektedir.
Dolayısıyla bu ketmin detaylarını meleklerin itirazında aramamız gerekir.
Kısacası meleklerin boyun eğdiklerini söylemelerine rağmen yeryüzünde kan
dökecek ve bozgunculuk yapacak bir varlık oluşturmanın doğru olmadığını
düşünmeye devam ettikleri ortaya çıkmaktadır. Ancak önemli olan içlerinde ne
düşündükleri değil, “Allah bir şey yapıyorsa mutlaka doğrudur” şeklinde tavır
takınıp teslim olmalarıdır. Bu sebeple Rabbimizin “ketmettiğinizi biliyorum”
dediği ayetin hemen ardından, meleklerin Allah’ın emrine teslim olup
olmadıklarını test edecek olan Adem’e secde emri gelmektedir:
وَإِذْ
قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ أَبَىٰ
وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ
Meleklere “Âdem’e secde edin!” dediğimizde hemen
secdeye kapandılar ama İblis öyle yapmadı, büyüklenerek direndi ve kâfirlerden
oldu. (Bakara 2/34)
Özetle, melekler
içlerinde olanı, farklı şeyler dışa vurarak ketmetmişlerdir. Rabbimiz içlerinde
düşündükleri şekilde mi tavır takınacaklar, yoksa emrine boyun mu eğecekler
diye melekleri sınamak için onlara Adem’e secde etmeleri emrini vermiştir.
Melekler emri ‘eğer Sen emrediyorsan biz ne düşünürsek düşünelim senin emrine
uyarız’ anlamına gelecek şekilde yerine getirmişlerdir. İblis’in böyle yapmamış
olması da meleklerin içlerinde neyi ketmettikleri ile ilgili olarak ipucu
vermektedir:
…قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِّنْهُ
خَلَقْتَنِي مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍ
… “Ben ondan iyiyim. Beni ateşten yarattın onu
balçıktan yarattın” dedi. (A’râf 7/12)
Anlaşılacağı üzere melekler de içlerinde kendilerinin
muhalif bir varlıktan daha iyi olduklarını düşünüyor olmalılar. Ancak bu
düşüncelerini eyleme dökmeyip Allah’ın emrine karşı direnmemiş, ‘Allah bir şey
yapıyorsa bizim düşüncemizin önemi yok, O ne yaparsa doğrudur’ diyerek O’nun
emrine uymuşlardır. Zaten başta dile getirdikleri hamd ve tesbih de bu anlama
gelir. İblis ise içindekini” eyleme dökmüş, Adem’den üstün olduğunu iddia
etmiştir. O düşüncesini ketmetmeyi sürdürmemiş, Allah ne yapıyorsa doğrudur
dememiş, kendi düşüncesini Allah’ın emrinin önüne geçirmekte diretmiştir. Bu
sebeple Bakara 34. ayette İblis için أَبَىٰ وَاسْتَكْبَرَ “direndi ve
büyüklendi” ifadeleri kullanılmıştır. İblis’in direndiğinin belirtilmesi,
içinde olanı eyleme dökerek Allah’a rağmen bildiğini okumasını vurguluyor
olmalıdır. Hatta İblis’in şu ifadeleri gerçekte düşüncesinin ne olduğunu
göstermesi bakımından önemlidir:
وَإِذْ
قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ قَالَ
أَأَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ طِينًا قَالَ أَرَأَيْتَكَ هَـٰذَا الَّذِي كَرَّمْتَ
عَلَيَّ …
Bir gün meleklere: “Âdem’e secde edin” dedik; hemen
secdeye kapandılar ama İblis öyle yapmadı. “Çamur olarak yarattığına secde mi
ederim?” dedi. Sonra ekledi: “Ne yaptığının farkında mısın? Benden üstün
tuttuğun bu mu?… (İsrâ 17/61-62)
Bu ayetlerde Allah’a
karşı böylesine ağır ifadeler kullanan İblis secde emrinin öncesinde meleklerle
beraber Allah’a hamd ve tesbih ettiğini söyleyen meleklerden biridir. İçindeki
bu düşünceleri ketmetmiş yani içinde olandan farklı sözler söylemiştir. Secde
emri geldiğinde ise meleklerin yaptığı gibi kayıtsız şartsız Allah’ın emrine
teslim olmak yerine içindeki düşünceleri açığa vurmuş ve eyleme dökmüştür.
Görüldüğü gibi Bakara
Suresi 33. ayette neden أخفى ehfâ değil de كتم keteme fiilinin tercih edildiğini sorduğumuzda Kur’an’dan
aldığımız cevaplar, konuyla ilgili detaylı bilgi edinmemizi sağlamıştır. Bu
ayetlerde de görüldüğü gibi imtihan Allah’ın emrine uyup uymama imtihanıdır.
Allah’ın emirlerinin sebeplerini sorgulamak kullara düşmez. Verilen emirle ilgili
düşüncemiz ne olursa olsun emir Allah’tan geldiği için yapılacak tek şey
kayıtsız şartsız teslim olmaktır. Melekler de boyun eğdiklerini söylemelerine
rağmen yeryüzünde kan dökecek ve bozgunculuk yapacak bir varlık oluşturmanın
doğru olmadığını düşünmeye devam etmekte yani gerçek düşüncelerini
ketmetmektedirler. Buna rağmen Allah’ın secde emrine kayıtsız şartsız teslim
olmuş ve Adem’e secde etmişlerdir.
[1]Bu yazımızda ise bu iki kavram arasındaki fark özet olarak verilmiştir. Bu konuda yaptığımız daha detaylı çalışmayı linkte bulabilirsiniz: http://kuranmetodu.com/2019/08/kurandaki-iki-farkli-gizleme-ifadesi-الكتمان-kitman-ve-الإخفاء-ihfa/
[2]Ahzâb 33/38
[3] كتم fiilinin mastarı
[4]خفي fiilinin if’âl bâbı olan أخفى fiilinin mastarı. Arapça bilmeyenler için belirtmemiz gerekir ki bu kelimedeki “h” harfi Türkçe’deki yumuşak h harfi değil, sert “h” harfidir. Latin harfleri ile “kh” şeklinde de yazılabilir, ancak metni okumada kolaylık sağlanması için bu yazım tercih edilmemiştir.
[5] Mekâyîs’ül-Luğa كتم maddesi
[6] el’Ayn
[7] Bkz. TDK Sözlük
[8] Bkz: Âl-i İmrân 3/81, A’râf 7/157
[9] Ayetlerden anlaşılacağı üzere burada gizlenen iman Allah’a olan iman değil, Musa Aleyhisselamın Allah’ın nebî olan rasulü olduğuna imandır.
[10]Mekâyîs’ül-Luğa خفي maddesi
[11] a.g.e
[12] a.g.e
[13] a.g.e
[14] a.g.e
[15] Tâhâ Suresinin 15. ayetinde kelimenin gösterme anlamında olduğu iddia edilmiştir. Ancak bu iddianın doğru olmadığını bu makalenin de alındığı daha geniş çaplı çalışmamızda görebilirsiniz: https://erdemuygan.com/2019/08/kurandaki-iki-farkli-gizleme-ifadesi-الكتمان-kitman-ve-الإخفاء-ihfa
[16]http://lugatim.com/s/hafiye
[17] Bakara 2/284, Âl-i İmrân 3/154, Ahzâb 33/37
[18] Âl-i İmrân 3/29 ve 114, A’râf 7/55, Mü’min 23/19
[19] Bir diğer ayet için bkz: A’râf 7/55