Kategori: Genel

  • Allah’ın Dini

    Kainat yaratıldığından beri bir tek din vardır, o da İslam’dır. İslam Allah’ın tek dinidir. Allah tüm elçileri ile insanlara İslam’ı göndermiştır. Diğerleri İslam’ı alıp kafalarına göre şekillendirmiş insanların iddialarından ibarettir. Allah’ın kitabı Kur’an’ı Kerim’e dayanmıyorsa eğer İslam olduğu iddia edilen din de aynı akıbete uğramış demektir. Allah’ın dini Allah’ın kitabından öğrenilir.

    Al-i İmran Suresi’inden öğrenelim:

    Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

    19. Allah katında din, İslam dinidir. Kitap verilenlerin ayrı düşmeleri, kendilerine bu bilgi geldikten sonraki taşkınlıkları sebebiyle olmuştur. Kim Allah’ın ayetlerini görmezlikten gelip kâfir olursa, Allah onun hesabını çabuk görür.

    20. Seninle tartışmaya girerlerse de ki: “Ben kendimi Allah’a teslim ettim. Bana uyanlar da öyle.” Kendilerine Kitap verilmiş o kimselere ve kitabı olmayanlara de ki: “Siz de teslim oldunuz mu?” Eğer teslim olurlarsa yola gelmişler demektir. Ama yüz çevirirlerse, sana düşen yalnızca tebliğdir. Allah kullarının her şeyini görür.

    83. Bunlar Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa, isteyerek veya istemeyerek Allah’a teslim olmuşlardır. Hepsi ona döndürülecektir.

    84. De ki, “Biz Allah’a ve bize indirilen her şeye inandık. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a ve torunlarına indirilene de, Musa’ya ve İsa’ya verilene de, peygamberlere Rablerinden ne verilmişse hepsine inandık. Onların hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz Allah’a teslim olmuş kimseleriz.”

    85. Kim İslam’dan başka bir dinin peşine düşerse asla kabul edilmez. O ahirette, kaybedecek olanlardandır.

    100. Müminler! Kendilerine kitap verilenlerin bir kesimine uyarsanız, inanmanızdan sonra sizi, kâfirler haline getirirler.

    101. Siz nasıl kâfir olabilirsiniz? Size Allah’ın ayetleri okunmakta, onun elçisi içinizde bulunmaktadır. Kim Allah’a sıkı sarılırsa, doğru yola girmiş olur.

    102. Ey inananlar! Allah’tan nasıl çekinmek gerekiyorsa öyle çekinin. Son nefesinize kadar Müslüman kalın!”

    Kur’an-ı Kerim Al-i İmran Suresi 19,20 – 83,84,85 – 100,101,102. ayetler..

  • Hucurat 12

    Hucurat Suresinin 12. ayetini çeşitli vesilelerle burada defalarca paylaştım. Birçok konu hakkındaki değerlendirmemde de bu ayet temel teşkil etti.

    Aslında bu surenin tamamı, erdemli bir toplumun özelliklerini gösteren muhteşem bir suredir. İman iddiasındaki herkesin düşüne düşüne okuması ve asla başkalarını değil kendisini hedef alarak sorgulama ve değerlendirme yapması gereken bir suredir.

    Bugün de aynı surenin 11. ayeti ile sizleri, kelimenin tam anlamıyla “başbaşa” bırakmak istiyorum. Daha sonra bu ayetlerin düşündürdükleri ile ilgili değerlendirmeler yapmak istiyorum ama şimdilik sadece ayeti okumayı ve üzerinde tefekkür etmeyi tercih ediyorum. İnşaallah tüm sureyi değerlendirmeye almanız için bir vesile olur. Dikkat! Allah CC. buyuruyor:

    “Ey iman edenler! Hiçbir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin. Olur ki alay edilenler, onlardan daha iyi olabilirler. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Alay edilen kadınlar, kendilerinden daha iyi olabilirler. Birbirinizi ayıplamayınız. Birbirinize kötü lakaplar takmayınız. İmandan sonra, fâsık diye anılmak ne kötüdür! Kim tövbe etmezse işte onlar zâlimlerdir.”

    Kur’an-ı Kerim Hucurat Suresi 11. ayet.

    Not: Yrd. Doç. Dr. Şahin Güven’in bu sure ile ilgili müstakil bir kitabı bulunmaktadır. Erdemli Toplumun İnşası adlı Düşün Yayınlarından çıkmış olan kitabı ilgilenenlere tavsiye ederim.

  • Kendinize Baktınız Mı?

    Bu sabah yine En’am Suresi Sabahı oldu benim için. Hesap vereceğim tek zat olan o yüce Rabbim Allah’a, ayetlerini bana gösterdiği için sonsuz şükürler olsun.

    Lütfen şu ayetlere bir bakar mısınız? Oysa kim bilir bu kaçıncı okuyuşumdur bu ayetleri. Her seferinde ayrı manalar bulmak ne kadar çarpıcı!

    “Onlar insanları Kur’an’dan engellerler, kendileri de ondan uzak dururlar. Ama sadece kendilerini yiyip bitirirler de farkına varamazlar.

    Ateşin karşısında durduruldukları gün onları bir görsen! Derler ki: “Ah keşke geri gönderilsek de Rabbimizin âyetleri karşısında bir daha yalana sarılmasak ve biz de müminlerden olsak.

    Aslında daha önce gizledikleri şey karşılarına dikilir. Geriye gönderilseler kendilerine konan yasaklara yine dönerler. Çünkü onlar tamı tamına yalancıdırlar.

    Onlar şöyle demişlerdi: “Dünya hayatımızdan başka hayat yoktur. Biz tekrar dirilecek de değiliz.”

    Onları bir görecek olsan, Huzura çıkarıldıkları gün Rableri onlara; “nasıl, tekrar dirilmek gerçek değil miymiş” diyecek, onlar da “Rabbimize and olsun ki gerçekmiş” diye cevap vereceklerdir. Bunun üzerine Rableri, “kâfirlik etmenize karşılık azabı tadın.” diyecektir.

    Allah ile karşılaşmayı yalan sayanlar gerçekten kaybedeceklerdir. O saat beklemedikleri bir anda gelince günahlarını sırtlanmış olarak diyeceklerdir ki, bu konudaki kusurlarımızdan dolayı vay halimize! Baksana ne kötü yükler yüklenmişlerdir!

    Dünya hayatı bir oyundan ve boşuna oyalanmadan başka nedir ki? Çekinenler için hayırlı olan o son yurttur. Aklınızı çalıştırmaz mısınız?”

    Kur’an-ı Kerim – En’am Suresi 26-32

    Bugün insanlar arasında Allah’a inanmayan bir tanesini bile bulmak mümkün değildir. Ancak görülüyor ki mesele Ahiret’e iman problemidir. Ahirete iman olmadığı zaman kimse yapmakta olduğu en küçük bir eylemin bile sonucunu düşünmüyor. Sadece sloganlara, sadece kimin ürettiği belli olmayan iddialara dayanarak, taraf olanlar haksızlığa uğruyor ve/veya haksızlık ediyor.

    Asıl çarpıcı olan, ayetlerin sonunda bu problemin sebebi olarak aklın çalıştırılmamasının gösterilmesidir. Oysa bizim geleneksel yargımıza göre din işin içine girince kalp yeterlidir. “Benim kalbim temiz” deyip kurtulacağımızı sanarız. Allah ise işi akla ve üstelik faal bir akla bağlıyor. “İçim temiz” diyerek kurtulamadığımız ortadadır.

    En’am Suresi’nin düşündürdükleri tıpkı diğer sureler gibi öyle yazmakla bitecek türden değil. Ancak bugün bana nazil olan yönüne daha fazla yorum katmadan 3 ayet ile devam edeceğim:

    “De ki, kendinize baktınız mı; Allah’ın azabı size gelse ya da kıyamet günü gelip çatsa Allah’tan başkasına mı yalvarırsınız?” Eğer doğru kimselerseniz söyler misiniz?”

    En’am Suresi 40. ayet.

    “Rablerinin huzuruna çıkarılacaklarından korkanları Kur’an ile uyar. Orada onların ne bir dostu ne de şefaatçileri olacaktır. Belki çekinirler.”

    En’am Suresi 51. ayet.

    “De ki: “Ben Rabbimden gelen apaçık bir delile dayanıyorum ama siz yalana sarılıyorsunuz. Sizin hemen istediğiniz şeyi yapmak benim elimde değildir. Kararı verecek olan sadece Allah’tır. Doğruyu o anlatır, en iyi ayıklamayı da o yapar.”

    En’am Suresi 57. ayet.

    Delilsiz ve faydasız bilgiden Allah’a sığınıyor ve Rabbimizin o muhteşem sorusunu kendime ve herkese yöneltiyorum:

    “Siz kendinize baktınız mı?”

  • Akıl Mı, Nakil Mi?

    “Kur’an’ı anlayan anlamış. Biz onların anlattıklarına bakarız. Bunca alim yanlış da sen mi doğrusun! İslam akıl dini değil, nakil dinidir. Bunlar seni aşar.” diyenlerin okuması gereken bir ayet:

    “Biz sana feyizli ve bereketli bir kitap indirdik ki insanlar onun âyetlerini iyice düşünsünler ve aklı yerinde olanlar ders ve ibret alsınlar.”

    (Sad, 29)

    Kur’an, önyargılardan sıyrılmış temiz akıl sahibi, dik duruşlu kişiler (ayetteki karşılığı ile Ulu’l Elbab), üzerinde derin derin düşünsün, araştırsın, çalışsın diye indirilmiştir. Bereketli (mubarek) denmesinin nedeni de budur. Çalıştıkça daha fazla bilgi verdiği içindir.

    O halde Allah’ın sözlerini en güzel şekilde anlayabilmek ve hayatımıza tatbik edebilmek ve dünyanın öncüsü olmak için yarışmalıyız. İnsan başka ne için yaşar ki? Başka herhangi brişey için yaşadığınız şeye siz “hayat” der misiniz?

  • Neden?

    Söz konusu Kur’an olunca ister istemez Arapça da konuya dahil oluyor. Çevreden sürekli duyulan söz ise malum: “Herkes Arapça öğrenemez ki”.

    Tamam da neden? Herkes 3 yaşından itibaren İngilizce öğrenmiyor mu? İyi ya da kötü en az bir yabancı dil bilen kişi sayısı az mıdır? Arapça da yabancı dillerden biri değil mi? O halde neden öğrenilemesin?

    Eğer kendilerine müslüman diyenler (elbette bu ülkedekileri kast ediyorum) Ahireti dünyaya tercih etselerdi hepsi çok rahatça Arapça öğrenebilirlerdi. Bunun kurumları oluşturulur, eğitim buna göre düzenlenirdi. Ancak bugün Müslüman oldukları iddiasındaki kişiler Allah’ın değil ilahlaştırdıkları batı sekülarizminin kulu olmuşlardır. O nedenle de onların dilini öğrenir, onların laik, seküler ve kapitalist dinlerinin dindarı olurlar.

    Kısacası sonuç yine dünyayı Ahiret’e, kulu Allah’a, sonlu olanı sonsuza, yakın ve çabuk olanı daha sonra ama en hayırlı olana, kolay olanı çalışmak gerektirene tercih etme meselesidir. İşte Bakara Suresi 155. ayette bahsedilen imtihan da böyle kaybedilmektedir.

    İbrahim Suresi’nin 3. ayetinde “kafir” tanımı boşuna “dünyayı Ahiret’e tercih eden” olarak yapılmamaktadır.

    Allah Teala dünyayı Ahiret’e tercih edeni kafir saymakla kalmıyor. Bu kimseler için bir söz daha kullanıyor. “Aklını kullanmayanlar”. İşte Kasas Suresi 60. ayet:

    “Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve süsüdür. Allah katında olanlar ise, daha değerli ve daha kalıcıdır. Aklınızı kullanmayacak mısınız?”

    Bu tanımın dilimizdeki pek çok amiyane karşılığını da bu yazıyı okuyanlar değerlendirsin.

  • Mevdudi’den

    Allah kendisine rahmet eylesin; Mevdudi’nin, aslında bir konuşması olan İslami Hareketin Ahlaki Temelleri adlı kitaptan seçtiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. En önemli şeyin, Allah’ın ayetlerinin yeryüzünde hakim olması için çalışmak olması gerektiğini haykırıyor. Kur’an’la yoğrulmuş aklın sesine kulak verelim:

    “Allah’a ve O’nun rehberliğine karşı isyan etmiş, insanlığa karşı işlenen mezalimin sorumlusu olan bir önderlik; Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyan, adaletli ve ilahi nizamın takipçisi bir liderlikle yer değiştirmelidir”

    “Gayrimüslimler, bir kısmı önyargılarından, bir kısmı da cehaletlerinden Allah’sız liderliğin insanlığı sancıya boğan şeytanların yolunda gittiğini ve insanlığın selameti için dünya işlerinin ahlak sahibi ve Allah korkusu olan kimseler tarafından yönetilmesinin şart olduğunu anlamıyorlar.”

    “Toplumda iyi ve yüce gönüllü insanların eksikliği söz konusu değildir; sorun, iktidarın materyalizm ve tanrıtanımazlık batağına saplanmış insanların ellerinde toplanmasıdır.”

    “Esas gerekli olan ahlaki ve manevi yönden sağlam kişilerin bir araya gelerek toplumun kontrolünü ahlaki çürümeden çekip almak için yeterli kollektif gücü oluşturmaya gayret sarfetmeleridir.”

    “”Yeryüzünde Allah’ın hakimiyetini kurma amacına yönelmiş Allah’tan korkan bir topluluğun olması şarttır.”

    “Yeryüzünde inançlı bir tek kişi bile kalsa, kendini şeytani sisteme terk ettiğinde güçsüz ve yalnız olduğu mazeretini ileri sürmeye hakkı olmaz.”

    “… onun için tek doğru istikamet Allah’ın bütün kullarını Allah yoluna davet etmekte yatar.”

    Ebu’l-A’la MEVDUDİ – İslam Hareketinin Ahlaki Temelleri

  • Müslümanın Tavrı

    Bir Müslümanın; kim olursa olsun ve kendisine yakınlık derecesi ne olursa olsun, başka insanlar hakkındaki tavrı, onları uyarıp gerçeği hatırlatmak (Ğaşiye 21-22), hakkı ve sabrı tavsiye etmek (Asr 3) şeklinde olabilir. Allah’ın elçilerinin hayatları, ne olursa olsun dışlamadan Allah’ın emrettiği uyarıyı herkese ulaştırmada birer abidevi örnek teşkil etmektedir.

    Bizim üzerimize vazife olmayan şeyleri bıraktığımızda ihmal ettiğimiz gerçek vazifelerimize ne kadar çok zaman kaldığını görüp şaşarız..

    Gelin şu muhteşem ayetin emirlerine tek tek odaklanalım:

    Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

    “Ey iman edenler!

    Zandan çok sakınınız. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.

    Birbirinizin ayıplarını araştırmayınız.

    Birbirinizin arkasından gıybet etmeyiniz.
    Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bakın, bundan tiksindiniz.

    Allah’a saygı duyunuz.

    Şüphesiz Allah tövbeleri kabul edendir; merhamet sahibidir.”

    Hucurat Suresi 12. Ayet

  • Müslüman Olmak “Müslümanım” Demekten Öteye Geçebilmektir

    Nisa Suresi üzerinde çalışırken insan her ayet karşısında hayranlıktan ne yapacağını şaşırıyor. Hoş bu, Kur’an’ın tüm ayetlerinin özelliği ya!..

    Şu ayet, kibir üzerinde düşünmeye sevk etti:

    “Allah’a kul olun; O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyilik edin. En yakınlara, yetimlere, çaresizlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunanlara da iyilik edin. Allah, büyükleneni ve övünüp duranı sevmez.” (Nisa 36)

    Allah’a kulluk emri ile başlıyor ayet. Gerçi insan istemese de O’na kulluk eder. Midesi, damarları, hücreleri, burnu ve tüm uzuvları ile. Ancak istenen iradeli kulluk. Bu iradeli kulluktur bizi kainatın en özgür insanı yapan. Çünkü O’na hiçbir şeyi ortak etmemek, ondan başkasından medet ummamak, başkasının önünde eğilip bükülmemek, hür ve dimdik durabilmek demektir. Allah’a kul olmak budur. İslam budur.

    Ardından iyiliğin ulaşması gereken nokta dile getiriliyor. Allah’a kulluğun insanı ulaştırdığı yer işte böyle bir yer; uzak komşuya bile, yolcuya bile iyilik. İyilikte sınır tanımayın diye emrediliyor adeta.

    Ayetin son cümlesinden de anlaşılıyor ki iyilik yapmayanlar kendilerini öven, büyüklük taslayan kimselermiş. Kısacası kendini büyük görmek demek aslında kendinden başkasını görmemek demektir. Bu bize şu ayetleri hatırlatmaz mı?

    “Meleklere: “Âdem’e secde edin” dediğimizde hemen secde ettiler; ama İblis öyle yapmadı; kendini büyük görerek direndi ve kâfirlerden oldu.” (Bakara 34)

    “Allah dedi ki: “Sana emrettiğimde secde etmeni engelleyen neydi?” Dedi ki: “Ben ondan üstünüm; beni ateşten yarattın, onu da balçıktan yarattın.””
    “Allah dedi ki: “Yıkıl oradan; orada büyüklük taslamaya hakkın yoktur. Çekil; sen alçağın tekisin.”” (Araf 12-13)

    İşte ilk kibir, işte ilk ego ve işte ilk kafir! Kibir insanlığın en önemli hastalığı belki de. İblisin kibirlendiği konuya dikkat edersek ilk ırkçı olduğu da anlaşılıyor. Üstünlüğü kendi yaptığı bir şeyden dolayı bile değil. Allah’ın O’na verdiği bir özellikten kaynaklanıyor; yaratılışından gelen ham maddesinden.

    Doğuda ya da batıda doğmak, şu veya bu aileden olmak, güzel ya da çirkin olmak, zengin ya da fakir aileden olmak vs.. Bunların hiçbiri kişinin elinde olan şeyler değildir. Ancak insanlar ömürlerini bunlarla övünmeye harcar dururlar. Oysa bu iblisin tabiatına sahip olmaktır. Bu özellikleri verenin Allah olduğunu bilmek yetmiyor. Zira işte iblis de biliyor:
    “beni ateşten yarattın, onu da balçıktan yarattın” diyor. Ayrıca Yaratan’a inanması kafir olmasını da engellemiyor. O halde Allah’a inandığımızı iddia etmemiz, hatta bize sahip olduğumuz şartları hazırlayanın Allah olduğunu bilmemiz bile bizi kafirlikten korumuyor. Allah’ın bir tek emrine karşı gelmek ve bunda diretmek kafirlik için kafi.

    Konuyu daha fazla genişletmeden Nisa Suresine dönelim ve büyüklük taslayanların özelliklerini öğrenelim:

    “Allah’a kul olun; O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyilik edin. En yakınlara, yetimlere, çaresizlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunanlara da iyilik edin. Allah, büyükleneni ve övünüp duranı sevmez.
    Onlar hem cimrilik ederler, hem insanlara cimrilik tavsiyesinde bulunurlar, Allah’ın kendilerine yaptığı ikramı da gizlerler. Biz o nankörlere aşağılayıcı bir azap hazırlamışızdır.
    Onlar mallarını insanlara gösteriş için harcarlar, Allah’a ve ahiret gününe de inanmazlar. Şeytan kime arkadaş olursa onun arkadaşlığı pek kötü olur.” (Nisa 36-38)

    Ayetler, bu portresi çizilen kişiyi şeytanın arkadaşı saydı. Bu da kurduğumuz bağlantıyı doğrulamıyor mu? Övünüp duran bu kişinin özelliklerine bakın:

    1. Cimrilik: Sakat bir imanın göstergesi. Verenin Allah olduğunu söylemek buna iman etmek demek değildir. İman, güven demektir. Hayra harcamayan güvenmiyor demektir.

    2. Cimrilik tavsiyesi: Her kötü davranışa bir ortak arama isteği. Ben öyleysem sen de öyle ol bilinç altı. Bu aynı zamanda davranışın doğru olmadığının bilindiğini de gösteriyor.

    3. İyilik yapmamak için Allah’ın verdiğini gizlemek: Demek ki Allah malı gizlememiz için vermiyor. Bu yüzden zekat, fakirin bizim malımızdaki hakkıdır, bizim ihsanımız değil.

    4. Harcamayı iyilik değil gösteriş için yapmak: Niyet iyilik yapmak değilse harcamak kayıp olur. Hayır için harcamak gerçek manada kazanmaktır.

    5. Sonuç: Allah’a ve ahiret gününe inanmamak. Yani iman problemi. Yani kafirlik.

    Bu ayetler biz müslümanlık iddiasında olanlara sesleniyor. Çünkü Allah’a ve ahiret gününe inanmayanlar böyle yapar demiyor ayet. Böyle yapanlar Allah’a ve Ahriret gününe inanmaz diyor. O halde iman, eyleme dönüşmüyorsa iddia olarak kalıyor demektir.

    Müslümanlık, sizin iddianız olmaktan öteye gitmeli. Zira Allah’ı kandırmak imkansızdır. Allah nüfus kağıdımızın “din” bölümüne bakmayacaktır.

    “Onlar Allah’a ve ahiret gününe inansalardı da Allah’ın verdiği rızıktan hayra harcasalardı bunun onlara ne yükü olurdu? Allah onların durumunu bilir.
    Allah zerre kadar haksızlık yapmaz; bir iyilik olsa onu kat kat artırır ve kendi katından ona büyük bir karşılık verir.” (Nisa 39 – 40)

  • Yüce Allah’ın (CC) İki Sorusu!..

    “Ey inananlar, size ne oldu ki, ’ALLAH yolunda harekete geçin,’ dendiği zaman yere çakılıp kaldınız? Ahiret yerine bu dünya hayatına mı razı oldunuz? …” (Tevbe Suresi, 38. Ayet)

    “Size ne oluyor da Allah yolunda ve “ey Rabbimiz, bizi, halkı zulme sapmış şu kentten çıkar; katından bize bir dost gönder, katından bize bir yardımcı gönder” diye yakaran mazlum ve çaresiz erkekler, kadınlar, yavrular için savaşmıyorsunuz..!?” (Nisa Suresi, 75. Ayet)

  • Canlanın, Öleceksiniz!

    Bugün biraz ölümü hatırlatmak istiyorum. Önce bir ayete çarpalım:

    “Hiç şüphesiz sen de öleceksin, onlar da öleceklerdir.
    Sonra şüphesiz sizler, kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.” (Zümer Suresi 30, 31)

    Bu ayet peygamberimize olduğu gibi aynı zamanda kendisini okuyana hitap etmektedir. Ayete çarpmak bu olsa gerek. Ölümü anlamak dünyadaki hayatı anlamakla olur. Bu hayatı onu Yaratan tarif etsin:

    “Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama’, bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir ‘çoğalma-tutkusu’dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah’tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir.” (Hadid Suresi 20).

    “Kadınları, oğulları, yığınla altın ve gümüşü, cins atları, koyunu, sığırı, develeri ve ekini tutkunlukla sevmek insana hoş gelir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir; kalıcı güzellikler Allah katındadır.” (Al-i İmran Suresi 14)

    “Dünya hayatı tıpkı gökten indirdiğimiz bir suya benzer. O su sebebiyle insanların ve en’amın beslendiği bitkiler sarmaş dolaş olur. Derken toprak donanır ve bütün süslerini takınır. Sahipleri, çıkacak ürünü hesaplayabilecekleri kanaatine vardıkları bir sırada o yere emrimiz, gece veya gündüz gelir de onu yolunmuş hale getiririz; sanki bir gün önce orada herhangi bir ürün yokmuş gibi olur. İşte biz düşünen bir topluma âyetlerimizi böyle ayrıntılı olarak anlatırız.” (Yunus Suresi 24)

    “Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!” (Ankebut Suresi 64)

    İşte dünya hayatı bu. Bu ve benzeri tarifleri her biri bir başka yönden ve insanın içine işleyen ifadelerle Allah bir çok ayette yapıyor.

    Biraz da dünyanın bir sınav merkezi olduğu gerçeğini hatırlayalım:

    “Mallardan, canlardan ve ürünlerden eksilterek sizi korku ve açlık olgusu ile yıpratıcı bir imtihandan geçireceğiz; bundan kaçış olmaz. Sen sabır gösterenlere müjde ver.” (Bakara 155)

    “Ölümü ve hayatı yaratan O’dur. Bunlar, hanginiz daha güzel iş yapacak diye sizi yıpratıcı bir imtihandan geçirmek içindir. O güçlüdür, bağışlayıcıdır.” (Mülk Suresi 2)

    Evet ölümü de hayatı yaratan yaratmıştır. Zaten ölüm olmayan hayatı bu dünyada hayal dahi etmemiz mümkün olmuyor. Ancak bunu bildiğimiz halde hep unuturuz. O halde hatırlayalım:

    “HER CAN ÖLÜMÜ TADACAKTIR. Ücretleriniz, sadece kıyamet günü tam olarak ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır da cennete sokulursa kurtulmuş olur. Bu hayat, aldatıcı bir yararlanmadan başka bir şey değildir. (Al-i İmran Suresi 185).

    “Her can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut Suresi 57)

    Ayetler nasıl da sarsalıyor insanı! Konuşan Allah da ondan.

    Demek ki nasıl öleceğimiz değil nasıl yaşadığımız önemlidir. Çünkü ölüm yaşı, içinde bulunduğumuz her andır. Son sözleri de sözlerin en güzelini söyleyen Allah söylesin:

    “De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi alemlerin Rabbi Allah içindir.” (Enfal Suresi 162)

    “Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evladı, ne evladın babası namına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah’ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” (Lokman Suresi 33)