Kategori: Kur’an Araştırmaları

  • Müslümanın Tavrı

    Bir Müslümanın; kim olursa olsun ve kendisine yakınlık derecesi ne olursa olsun, başka insanlar hakkındaki tavrı, onları uyarıp gerçeği hatırlatmak (Ğaşiye 21-22), hakkı ve sabrı tavsiye etmek (Asr 3) şeklinde olabilir. Allah’ın elçilerinin hayatları, ne olursa olsun dışlamadan Allah’ın emrettiği uyarıyı herkese ulaştırmada birer abidevi örnek teşkil etmektedir.

    Bizim üzerimize vazife olmayan şeyleri bıraktığımızda ihmal ettiğimiz gerçek vazifelerimize ne kadar çok zaman kaldığını görüp şaşarız..

    Gelin şu muhteşem ayetin emirlerine tek tek odaklanalım:

    Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

    “Ey iman edenler!

    Zandan çok sakınınız. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.

    Birbirinizin ayıplarını araştırmayınız.

    Birbirinizin arkasından gıybet etmeyiniz.
    Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bakın, bundan tiksindiniz.

    Allah’a saygı duyunuz.

    Şüphesiz Allah tövbeleri kabul edendir; merhamet sahibidir.”

    Hucurat Suresi 12. Ayet

  • Müslüman Olmak “Müslümanım” Demekten Öteye Geçebilmektir

    Nisa Suresi üzerinde çalışırken insan her ayet karşısında hayranlıktan ne yapacağını şaşırıyor. Hoş bu, Kur’an’ın tüm ayetlerinin özelliği ya!..

    Şu ayet, kibir üzerinde düşünmeye sevk etti:

    “Allah’a kul olun; O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyilik edin. En yakınlara, yetimlere, çaresizlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunanlara da iyilik edin. Allah, büyükleneni ve övünüp duranı sevmez.” (Nisa 36)

    Allah’a kulluk emri ile başlıyor ayet. Gerçi insan istemese de O’na kulluk eder. Midesi, damarları, hücreleri, burnu ve tüm uzuvları ile. Ancak istenen iradeli kulluk. Bu iradeli kulluktur bizi kainatın en özgür insanı yapan. Çünkü O’na hiçbir şeyi ortak etmemek, ondan başkasından medet ummamak, başkasının önünde eğilip bükülmemek, hür ve dimdik durabilmek demektir. Allah’a kul olmak budur. İslam budur.

    Ardından iyiliğin ulaşması gereken nokta dile getiriliyor. Allah’a kulluğun insanı ulaştırdığı yer işte böyle bir yer; uzak komşuya bile, yolcuya bile iyilik. İyilikte sınır tanımayın diye emrediliyor adeta.

    Ayetin son cümlesinden de anlaşılıyor ki iyilik yapmayanlar kendilerini öven, büyüklük taslayan kimselermiş. Kısacası kendini büyük görmek demek aslında kendinden başkasını görmemek demektir. Bu bize şu ayetleri hatırlatmaz mı?

    “Meleklere: “Âdem’e secde edin” dediğimizde hemen secde ettiler; ama İblis öyle yapmadı; kendini büyük görerek direndi ve kâfirlerden oldu.” (Bakara 34)

    “Allah dedi ki: “Sana emrettiğimde secde etmeni engelleyen neydi?” Dedi ki: “Ben ondan üstünüm; beni ateşten yarattın, onu da balçıktan yarattın.””
    “Allah dedi ki: “Yıkıl oradan; orada büyüklük taslamaya hakkın yoktur. Çekil; sen alçağın tekisin.”” (Araf 12-13)

    İşte ilk kibir, işte ilk ego ve işte ilk kafir! Kibir insanlığın en önemli hastalığı belki de. İblisin kibirlendiği konuya dikkat edersek ilk ırkçı olduğu da anlaşılıyor. Üstünlüğü kendi yaptığı bir şeyden dolayı bile değil. Allah’ın O’na verdiği bir özellikten kaynaklanıyor; yaratılışından gelen ham maddesinden.

    Doğuda ya da batıda doğmak, şu veya bu aileden olmak, güzel ya da çirkin olmak, zengin ya da fakir aileden olmak vs.. Bunların hiçbiri kişinin elinde olan şeyler değildir. Ancak insanlar ömürlerini bunlarla övünmeye harcar dururlar. Oysa bu iblisin tabiatına sahip olmaktır. Bu özellikleri verenin Allah olduğunu bilmek yetmiyor. Zira işte iblis de biliyor:
    “beni ateşten yarattın, onu da balçıktan yarattın” diyor. Ayrıca Yaratan’a inanması kafir olmasını da engellemiyor. O halde Allah’a inandığımızı iddia etmemiz, hatta bize sahip olduğumuz şartları hazırlayanın Allah olduğunu bilmemiz bile bizi kafirlikten korumuyor. Allah’ın bir tek emrine karşı gelmek ve bunda diretmek kafirlik için kafi.

    Konuyu daha fazla genişletmeden Nisa Suresine dönelim ve büyüklük taslayanların özelliklerini öğrenelim:

    “Allah’a kul olun; O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyilik edin. En yakınlara, yetimlere, çaresizlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunanlara da iyilik edin. Allah, büyükleneni ve övünüp duranı sevmez.
    Onlar hem cimrilik ederler, hem insanlara cimrilik tavsiyesinde bulunurlar, Allah’ın kendilerine yaptığı ikramı da gizlerler. Biz o nankörlere aşağılayıcı bir azap hazırlamışızdır.
    Onlar mallarını insanlara gösteriş için harcarlar, Allah’a ve ahiret gününe de inanmazlar. Şeytan kime arkadaş olursa onun arkadaşlığı pek kötü olur.” (Nisa 36-38)

    Ayetler, bu portresi çizilen kişiyi şeytanın arkadaşı saydı. Bu da kurduğumuz bağlantıyı doğrulamıyor mu? Övünüp duran bu kişinin özelliklerine bakın:

    1. Cimrilik: Sakat bir imanın göstergesi. Verenin Allah olduğunu söylemek buna iman etmek demek değildir. İman, güven demektir. Hayra harcamayan güvenmiyor demektir.

    2. Cimrilik tavsiyesi: Her kötü davranışa bir ortak arama isteği. Ben öyleysem sen de öyle ol bilinç altı. Bu aynı zamanda davranışın doğru olmadığının bilindiğini de gösteriyor.

    3. İyilik yapmamak için Allah’ın verdiğini gizlemek: Demek ki Allah malı gizlememiz için vermiyor. Bu yüzden zekat, fakirin bizim malımızdaki hakkıdır, bizim ihsanımız değil.

    4. Harcamayı iyilik değil gösteriş için yapmak: Niyet iyilik yapmak değilse harcamak kayıp olur. Hayır için harcamak gerçek manada kazanmaktır.

    5. Sonuç: Allah’a ve ahiret gününe inanmamak. Yani iman problemi. Yani kafirlik.

    Bu ayetler biz müslümanlık iddiasında olanlara sesleniyor. Çünkü Allah’a ve ahiret gününe inanmayanlar böyle yapar demiyor ayet. Böyle yapanlar Allah’a ve Ahriret gününe inanmaz diyor. O halde iman, eyleme dönüşmüyorsa iddia olarak kalıyor demektir.

    Müslümanlık, sizin iddianız olmaktan öteye gitmeli. Zira Allah’ı kandırmak imkansızdır. Allah nüfus kağıdımızın “din” bölümüne bakmayacaktır.

    “Onlar Allah’a ve ahiret gününe inansalardı da Allah’ın verdiği rızıktan hayra harcasalardı bunun onlara ne yükü olurdu? Allah onların durumunu bilir.
    Allah zerre kadar haksızlık yapmaz; bir iyilik olsa onu kat kat artırır ve kendi katından ona büyük bir karşılık verir.” (Nisa 39 – 40)

  • Yüce Allah’ın (CC) İki Sorusu!..

    “Ey inananlar, size ne oldu ki, ’ALLAH yolunda harekete geçin,’ dendiği zaman yere çakılıp kaldınız? Ahiret yerine bu dünya hayatına mı razı oldunuz? …” (Tevbe Suresi, 38. Ayet)

    “Size ne oluyor da Allah yolunda ve “ey Rabbimiz, bizi, halkı zulme sapmış şu kentten çıkar; katından bize bir dost gönder, katından bize bir yardımcı gönder” diye yakaran mazlum ve çaresiz erkekler, kadınlar, yavrular için savaşmıyorsunuz..!?” (Nisa Suresi, 75. Ayet)

  • Canlanın, Öleceksiniz!

    Bugün biraz ölümü hatırlatmak istiyorum. Önce bir ayete çarpalım:

    “Hiç şüphesiz sen de öleceksin, onlar da öleceklerdir.
    Sonra şüphesiz sizler, kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.” (Zümer Suresi 30, 31)

    Bu ayet peygamberimize olduğu gibi aynı zamanda kendisini okuyana hitap etmektedir. Ayete çarpmak bu olsa gerek. Ölümü anlamak dünyadaki hayatı anlamakla olur. Bu hayatı onu Yaratan tarif etsin:

    “Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama’, bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir ‘çoğalma-tutkusu’dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah’tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir.” (Hadid Suresi 20).

    “Kadınları, oğulları, yığınla altın ve gümüşü, cins atları, koyunu, sığırı, develeri ve ekini tutkunlukla sevmek insana hoş gelir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir; kalıcı güzellikler Allah katındadır.” (Al-i İmran Suresi 14)

    “Dünya hayatı tıpkı gökten indirdiğimiz bir suya benzer. O su sebebiyle insanların ve en’amın beslendiği bitkiler sarmaş dolaş olur. Derken toprak donanır ve bütün süslerini takınır. Sahipleri, çıkacak ürünü hesaplayabilecekleri kanaatine vardıkları bir sırada o yere emrimiz, gece veya gündüz gelir de onu yolunmuş hale getiririz; sanki bir gün önce orada herhangi bir ürün yokmuş gibi olur. İşte biz düşünen bir topluma âyetlerimizi böyle ayrıntılı olarak anlatırız.” (Yunus Suresi 24)

    “Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!” (Ankebut Suresi 64)

    İşte dünya hayatı bu. Bu ve benzeri tarifleri her biri bir başka yönden ve insanın içine işleyen ifadelerle Allah bir çok ayette yapıyor.

    Biraz da dünyanın bir sınav merkezi olduğu gerçeğini hatırlayalım:

    “Mallardan, canlardan ve ürünlerden eksilterek sizi korku ve açlık olgusu ile yıpratıcı bir imtihandan geçireceğiz; bundan kaçış olmaz. Sen sabır gösterenlere müjde ver.” (Bakara 155)

    “Ölümü ve hayatı yaratan O’dur. Bunlar, hanginiz daha güzel iş yapacak diye sizi yıpratıcı bir imtihandan geçirmek içindir. O güçlüdür, bağışlayıcıdır.” (Mülk Suresi 2)

    Evet ölümü de hayatı yaratan yaratmıştır. Zaten ölüm olmayan hayatı bu dünyada hayal dahi etmemiz mümkün olmuyor. Ancak bunu bildiğimiz halde hep unuturuz. O halde hatırlayalım:

    “HER CAN ÖLÜMÜ TADACAKTIR. Ücretleriniz, sadece kıyamet günü tam olarak ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır da cennete sokulursa kurtulmuş olur. Bu hayat, aldatıcı bir yararlanmadan başka bir şey değildir. (Al-i İmran Suresi 185).

    “Her can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut Suresi 57)

    Ayetler nasıl da sarsalıyor insanı! Konuşan Allah da ondan.

    Demek ki nasıl öleceğimiz değil nasıl yaşadığımız önemlidir. Çünkü ölüm yaşı, içinde bulunduğumuz her andır. Son sözleri de sözlerin en güzelini söyleyen Allah söylesin:

    “De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi alemlerin Rabbi Allah içindir.” (Enfal Suresi 162)

    “Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evladı, ne evladın babası namına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah’ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” (Lokman Suresi 33)

  • Gerçeğin Bedeli 2

    Kim olursak olalım bazen yaşantımızdan dolayı çok eleştirilebiliriz. Ancak en çok inancımızdan dolayı bizimle uğraşanlar bizi rahatsız eder. Oysa bu da Allah’ın kanunlarındandır. Üzülecek, sıkılacak bir şey yoktur. Bunlar her zaman olacaktır. Zira Allah (C.C.) şöyle buyuruyor:

    “Onlara: “Diğer insanlar nasıl inandıysa, siz de öyle inanın” dense, “şu zavallılar gibi mi inanacağız?” derler. Bakın! Asıl zavallılar onlardır; ama bilmezler.” (Bakara 13)

    “Bu hayat, kâfirlere süslü gösterilmiştir; onlar inananları hafife alırlar. Ama Allah’tan çekinenler Kıyamet günü onlardan üstün durumda olacaklardır. Allah düzenine uyana hesapsız rızık verir.” (Bakara 212)

    Bu ayetin bir alameti farikası da hesapsız rızık verilecek olanların mümin olmalarının gerekmemesi. Gereken çabayı gösteren herkes olabilir. Neyse konumuza dönelim. Yüce Allah inandığımız değerlerle nasıl alay edeceklerini başka ayetlerde de dile getiriyor. En çarpıcı olanlarından biri:

    “Ama hayır, sen hayranlık ve şaşkınlık duyarken onlar işin şakasındalar. Hatırlatıldığı zaman da öğüt almazlar ve bir ayet gördüklerinde küçümsemeye kalkarlar; ve derler ki “açıkça bu, büyüden başka bir şey değil; ne yani, biz ölüp gittikten, toprağa karışmış bir iskelet halini aldıktan sonra tekrar mı diriltileceğiz? Yani önden giden atalarımız da mı?” (Saffat 12-17)

    “O kâfirler seni gördüklerinde sadece alaya alır, “ilahlarınıza dil uzatan bu mu?” derler. Onlar Rahman’ın kitabını görmezlikten gelen kimselerdir” (Enbiya 36)

    Burada ilahlar kelimesi önemli. Her zamanki gibi günümüzde de ilahlaştırılmış yani sözleri, kişilikleri tartışmaya kapatılmış (dolayısıyla kutsallaştırılmış) kişiler çok fazladır.

    Peki bunlar olacak da biz ne yapacağız?

    “O, bu Kitapta size şunu indirmiştir : “Allah’ın ayetlerinin görmezlikten gelindiğini ve hafife alındığını işittiğiniz zaman onlarla oturmayın. Başka bir söze geçinceye kadar böyle yapın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz” Allah bütün münafıkları ve kâfirleri cehennemde toplayacaktır.” (Nisa 140).

    Ve her ne olursa olsun bizim için önemli olan Allah’ın emrinden çıkmadan doğruları yapmak olmalıdır. Onlar konuşsunlar…

    “Rabbin, her birinin yaptığının karşılığını tam olarak verecektir. Çünkü o, onların yaptıklarının içi yüzünü bilir.”
    Şu halde emrolunduğun gibi dosdoğru ol, seninle birlikte dönüş yapanlar da. Sakın taşkınlık etmeyin. Çünkü o bütün yaptıklarınızı görür.” (Hud 111-112)

    Allah işlerimizi hayra ulaştırsın.

  • Gerçeğin Bedeli 1

    Kur’an, asla bitmeyen ve her an insanı sarsıp kendine getiren bir kitap. Bunu her defasında bana kanıtladığı için Allah’a sonsuz şükürler olsun. İşte bugün beni sarsalayanlar:

    Gerçekleri duymak, özellikle dünyanın geçici sefasının peşinde olanların ve de bir insan sözünü tartışılmaz kabul edip onların peşinden gidenlerin pek işine gelmediği için Allah’ın istediğini yaptığınızda etrafınızdan dağılanlar olacak:

    “Onlara “Allah’ın indirdiğine ve bu Elçi’ye gelin” dendiği zaman, o münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.” Nisa 61.

    Bu kadar mı? Burada bitiyor mu? Bizim için belki ama o gidenler için yeni başlıyor. Zira Allah şöyle devam ediyor:

    “Kendi elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir iş geldiğinde halleri ne olacak? O zaman SANA GELİP ALLAH’A YEMİN EDEREK DİYECEKLER Kİ; “Biz sadece iyilik etmek ve arayı bulmak istemiştik.” Nisa 62.

    Bizim için bitmiş mi acaba? Hayır! Allah devam ediyor:

    “Onlar var ya onlar! Onların kalplerinde olanı Allah bilir. Onlara karşı DİKKATLİ OL, ÖĞÜT VER, onların İÇLERİNE İŞLEYECEK ETKİLİ SÖZLER SÖYLE.” Nisa 63.

    Kimsenin kalbindekini bilemeyiz ama kalbe işleyen sözler söyleyebiliriz. Çünkü Kur’an elimizdedir ve;

    “Ona yönelenler, inanan ve Allah’ın zikri ile kalpleri yatışanlardır. Kalpler ancak Allah’ın zikri (Kur’an) ile yatışır.” Ra’d 28.

    O halde daima doğruları söylemek ve yaşamak tek görevimizdir. Çünkü doğru olduğunu kabul etmeseler de içten içe gayet iyi bilirler.

    Etrafımızdan dağılıp gidecek olanlar kimler olursa olsun. Tek başımıza kalmak pahasına mutlak doğrudan ayrılmamak. Nasıl olsa anlayıp dönenler olacak. Yaşayın ve görün!

  • Canlıların En Zararlısı

    Allah’ın nazarında insanların değil “canlıların” en zararlısı, en kötüsü, en şerlisi kimdir?

    Allah CC. sorunun cevabını hiç beklemediğimiz yerden veriyor:

    “Allah katında canlıların en kötüsü, aklını kullanmayarak sağırlık ve dilsizlik edenlerdir.”
    Kur’an-ı Kerim: Enfal Suresi 22. ayet.

    Gerçeği duymazlıktan gelen ve duydukları halde anlatmayanlar hem aklını kullanmamış sayılıyorlar hem de canlıların en zararlısı olarak tanımlanıyorlar. İşte bu yüzden;

    “Aklını kullanmayanların üzerine Allah pisliği boca eder”
    Kur’an-ı Kerim: Yunus Suresi 100. ayet

  • Güzel Söz

    Bugün konu olarak sözün nasıl söylenmesi gerektiği, doğrunun nasıl anlatılması gerektiği konusunu seçtim. Elbette Allah (C.C)’tan öğreneceğiz:

    Muhatabımız Firavun bile olsa ona doğruları yumuşak bir üslupla anlatmalıyız;

    “Siz ikiniz doğruca Firavun’a gidin. Çünkü o pek azdı! Fakat ona konuşurken yumuşak bir üslup kullanın! Belki söz dinler ya da en azından çekinir.” Taha 43-44.

    Muhatabımızın yanlış inancına asla hakaret edemeyiz;

    “Onların Allah dışında yalvarıp yakardıklarına sövmeyin ki, onlar da cehaletin yol açtığı nefretle Allah’a sövmesinler.” En’am 108.

    Neden güzel söz?

    “Allah’ın güzel söze nasıl bir benzetme yaptığını görmez misin? O, kökü sağlam, dalları göğe uzanan alımlı bir ağaç gibidir. RABBİNİN İZNİYLE O HER MEVSİM ÜRÜN VERİR. İşte Allah belki öğüt alırlar diye insanlara böyle misaller veriyor.

    Çirkin bir söz ise kökünden sökülüp çıkarılmış, ayakta duramayan zavallı bir ağaç gibidir..
    Allah inanıp güvenen kimseleri sabit sağlam bir sözle, hem dünyada hem de ahirette sapasağlam tutar; yanlış yapanların da ayaklarını kaydırır. Allah ne yaparsa kurduğu düzene göre yapar.” İbrahim 24-27.

    Unutmayalım ki peygamberimize bile söylenen şudur:

    “Seni yalanlarlarsa (üzülme), senden önceki elçiler de yalanlanmıştı. Onlar da açık belgeler, sahifeler ve aydınlatıcı kitap ile gelmişlerdi.” Al-i İmran 184.

    “Öyleyse sen bilgi ver; senin görevin sadece bilgi vermektir. Yoksa tepelerine dikilecek değilsin.” Ğaşiye 21-22.

  • Bir Cevap!

    Bana neden ayetleri paylaşıyorsun diye soranlara işte cevabı:

    “İndirdiğimiz o açık ayetleri ve doğru yolu o Kitap’ta insanlara açıkladığımız halde gizleyenler; işte Allah onlara lanet edecektir. Lanet edecek olanlar da lanet edecektir. Tevbe edip kendini düzelten ve onları açıklayanlar başka. Onların tevbesini kabul ederim. Ben tevbeleri kabul ederim. İkramım boldur.”
    Kur’an – Bakara Suresi 159 – 160. ayetler.

    “Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyenler ve ona karşılık biraz çıkar sağlayanlar; onlar karınlarına sadece ateş doldururlar. Allah Kıyamet günü onlarla konuşmaz. Onları aklamaz. Onlara acı bir azap vardır.”
    Kur’an – Bakara Suresi 174. ayet.

    “Allah kendisine kitap verilenlerden kesin söz aldığında şunları söyledi: “O Kitabı insanlara kesinlikle açıklayacaksınız ve asla gizlemeyeceksiniz.” Ama onlar Kitabı arkalarına attılar ve karşılığında geçici bir bedel aldılar. Aldıkları o şey ne kötüdür.”
    Kur’an – Al-i İmran Suresi 187. ayet.

    İşte bu ayetler ve bunun gibi daha birçok emirden dolayı Allah’ın sözünü ulaşabilecek herkese ulaştırmak hepimizin görevidir.

    Bana herhangi bir konuda sorulan soruya, danışılan görüşe Kur’an temelli cevap vermem benim en büyük ve üzerinde en hassasiyetle durduğum sorumluluğumdur.

    Vesselam

  • Müslümanın Gücü

    Müslümanın Gücü

    Müslüman, Kur’an’daki örnekleri kendi hayatına taşıyıp yaşayabilen insan olmalıdır.

    O halde Enbiya Suresine bakalım. İbrahim aleyhisselam bakın ne kadar cesur ve güçlü. Kendi öz babası da dahil yaşadığı topluma şunları söyleyebiliyor.

    Bir gün babasına ve halkına şöyle demişti: “Sizin şu karşılarında saygıyla durduğunuz heykeller nedir?”
    Dediler ki, “biz bildik bileli atalarımız onlara kulluk ederler.”
    Dedi ki, “siz de sizin atalarınız da gerçekten apaçık bir sapkınlık içindesiniz.” (Enbiya Suresi 52-54)

    İşte böyle! Bugün de kendisini, ailesinden herhangi birini, toplumunun herhangi bir büyüğünü, şeyhini ve hatta peygamberlerden herhangi birini, serveti, gücü, devleti, herhangi bir kurumu hatta takımı, tabuyu ve daha sayılamayacak kadar çok nesne ve olguyu ilah edinmiş kimselere rahatlıkla şunu söyleyebilendir müslüman:

    Sen de o ilah edindiğini senin gibi dokunulmaz kabul edip kayıtsız şartsız ona uyanlar da gerçekten apaçık bir sapıklık içindesiniz.

    Kur’an’ı ve Allah’ın dinini İbrahim Aleyhisselam gibi hanif olarak yaşamanız dileği ile…