Kategori: Kur’an Araştırmaları

  • Cuma Günleri Tatil Olmalı Mı?

    Cuma gününün Arap ülkelerindeki gibi tatil olmasının gerekli olduğunu düşünenler varmış. Bakalım böyle bir uygulama, Kur’an’a uygun bir uygulama olur mu?

    “Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınızda alışverişi keserek Allah’ı anmaya koşun! Eğer bilirseniz bu sizin için çok hayırlıdır.”
    Cuma Suresi 9. ayet

    Ayet Cuma günü için erkek – kadın ayrımı yapmadan iman iddiasında olanlara bir görev yüklüyor. Ancak şunu da açıkça söylüyor “alış-verişi kesin”. Bu ibareden o günün tatil olduğu değil tam tersi iş günü olduğu anlaşılır. Çünkü alışverişi namaza çağrı yapıldığı zaman kesiyoruz. Bırakılacak bir işimiz varsa nasıl tatil günü olabilir?

    Devamındaki ayete bakalım:

    “Ve namaz kılındığı zaman da artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lutfundan isteyin. Ve Allah’ı hiç hatırdan çıkarmayın ki kurtuluşa eresiniz.”
    Cuma Suresi 10. ayet

    Bu ayetteki, namazın hemen ardından yeryüzüne dağılınması ve Allah’ın lutfundan aranması emri gayet açık. Yani işe geri dönülecektir. Eve gidilip yatılmayacaktır. Yatarak Allah’ın lutfu aranmaz.

    Kısacası Müslümanın tatili bu dünyada değildir.
    Müslümanın tatil günü değil “tatil hayatı” vardır.
    Müslümanın “tatil köyü” Cennet’tir.
    Ulaşım ücretsiz ve yataraktır.
    Yanına eşya almasına gerek yoktur, çünkü “ultra herşey dahildir”.

    Hayırlı Cumalar

    Erdem Uygan

  • Yönetici ile İletişimin İlkeleri

    Yönetici ile İletişimin İlkeleri

    Haziran ayında yazdığım bir yazı. Aynı zamanda ilk yayınlanan makalem olmuştur.

    http://www.diniyazilar.com/2013/06/yonetici-ile-iletisimin-ilkeleri/


    “Kardeşini yanına al ve BELGELERİMLE birlikte git. İkiniz de BENİ ANMAKTA GEVŞEKLİK ETMEYİN.

    Firavun’a gidin; o haddini aştı.

    ONA YUMUŞAK SÖZ SÖYLEYİN. BELKİ AKLINI BAŞINA ALIR veya KORKAR.”

    Dediler ki; “RABBİMİZ! Bize karşı çok ileri gider veya haddi aşar diye KORKUYORUZ.”

    “Korkmayın, BEN SİZİNLE BERABERİM, İŞİTİYORUM, GÖRÜYORUM” dedi.”

    Taha Suresi 42 – 46.

     

    İLKELER:

     

    1. “BELGELERİMLE birlikte git”

    http://www.diniyazilar.com/2013/06/yonetici-ile-iletisimin-ilkeleri/

  • Kur’an’dan Muaf Müslümanlıkla Bu Kadar Olur

    Bir kişi kafirdir diye öldürülmesi gerektiğini söyleyen çürümüş kafanın durumu, yanındaki arkadaşı sınav sorusunu yanlış cevaplandırıyor diye kağıdını alıp yırtan ahmak öğrencinin durumu gibidir. Hayat, ilk anından son anına kadar bir imtihan faaliyetidir. Eğer henüz imtihan kağıdı “imtihanı yapan tarafından” alınmadıysa, herkesin yanlışını silip düzeltme şansı var demektir.

    Bugünlerde bir takım videolarda bazı kişilerin Allah ve elçisine küfrettiği iddiaları ortalıkta dolanıyor. Bunları servis edenler de bunun hesabını Allah’a elbette vereceklerdir; işin o yanına hiç girmiyorum. Ama Müslüman olduğunu söyleyenlerin akıllarını nereye kaldırdıklarını gerçekten merak ediyorum. Ne zaman Kur’an Müslümanı olacağız? Eğer Allah’ın ayetlerine dayanmıyorsak nasıl olur da Müslüman olduğumuzu iddia edebiliriz? Bunun delili nedir?

    Bir insan kafir ise ve bunu açıkça söylüyorsa daha ne istersiniz ki? Ne güzel işte! Adam açıkça söylüyor. Bizim kafirler ile olan hukukumuz belirlenmiştir. Adamın ne olduğuna bakar, ilişkilerimizi ona göre düzenleriz olur biter. Asıl önemli olanın Müslüman görünümlü kafirler yani münafıklar olduğunu ne zaman anlayacağız? Üstelik bu kişilerin gerçek kimliklerini anlamanın imkansız olabileceği ihtimali de varken:

    “Sen onları gördüğünde kalıpları hoşuna gider; ve konuşacak olsalar sözlerine kulak verirsin. Giydirilmiş kalaslar gibidir onlar. Her çığlığı kendi aleyhlerine sanırlar; onlar kökten düşmandırlar. Artık onlara karşı dikkatli ol! Allah onları kahretsin! Nasıl da savruluyorlar!”

    Münafıkun Suresi 4. Ayet

    Burada bahsedilen kişiler Allah’ın elçisine inandıklarını söyleyen Müslüman görünümlü kişilerdir. Zaten aynı surenin ilk ayeti şöyledir:

    “Münafıklar (ikiyüzlüler) sana geldiklerinde “Biz şehadet ederiz ki sen kesinlikle Allah’ın Rasulü’sün” derler. Allah da biliyor ki gerçekten de sen O’nun Rasulü’sün; ve Allah şehadet eder ki ikiyüzlüler kesinlikle yalancıdırlar.”

    Munafıkun Suresi 1. Ayet

    Yani Allah’ın elçisinin bile “adam” zannettiği kişileri Allah yalancılar olarak tanımlıyor. Bununla kalmıyor, onların özelliklerini ortaya çıkararak onlara karşı dikkatli ol diye emrediyor. Surenin devam ayetlerinde bunların kendilerini nasıl ele verdikleri açıklanarak onları ayırt etme yöntemleri Rasulullah’a öğretiliyor.

    Kısacası Allah’ın elçisinin bile asıl kimliklerini anlamadığı kişiler mi daha tehlikelidir yoksa açıkça kafir olduğunu söyleyenler mi? Kaldı ki münafıklar için bile öldürülmeleri emri yoktur; “onlara karşı dikkatli ol!” Bitti!

    Ancak bizim halkımız, Allah’a küfretti diye bir kişinin ölümünü meşru ilan edebiliyor. Üstelik öldürülmüş olma ihtimalinde bile öldüreni haklı buluyor.

    Hiç kimse kafir olduğu için, Allah’a ve elçisine açıkça küfrettiği için öldürülemez. Onu öldürecek kişi ancak “katil” olur, başka bir şey değil. Kafirin cezası Allah’ın kitabında açıkça belirtilmiştir:

    “İnandıktan sonra kâfir olan bir topluma, Allah hiç dirlik ve düzenlik verir mi? Bunlar, kendilerine açık belgeler gelince o Elçi’nin doğru olduğuna şahit olmuş kimselerdir. Allah yanlışlar içinde olan bir topluluğu yola getirmez.
    Onlar var ya, onların cezası; Allah, melekler ve bütün insanlar tarafından dışlanmadır.
    Sürekli dışlanmışlık içinde kalırlar. Azapları hafifletilmez ve onlara göz açtırılmaz.
    Olup bitenden sonra TEVBE EDİP DURUMUNU DÜZELTMİŞ OLANLAR başka. Allah çok bağışlar ve ikramı boldur.”

    Al-i İmran Suresi 86-89

    Açıkça görüldüğü üzere kafir olanın tevbe etme imkanı her zaman vardır. Hiç kimse bu hakkı elinden alamaz. Bu hakkı ona veren Allah Celle Celaluhu’dur. Üstelik tevbe edip düzelirse bağışlanacağı bile çok açıktır.

    Bir kişi her an Müslüman olabilir. Bir Müslüman da her an kafir olabilir:

    “O kimseler ki inandılar, sonra görmezlik edip kafir oldular, sonra tekrar inandılar, sonra yine görmezlik edip kafir oldular sonra da kafirlikte ileri gittiler; Allah böylelerini ne bağışlayacak ne de yola getirecektir.”

    Nisa Suresi 137. Ayet

    Kafir olmamız için dünyayı tercih etmemiz yeterlidir. Allah’ın bir tek emrine rağmen dünyanın bir menfaatini tercih etmemiz zaten bizi kafir yapıyor. O halde Müslüman olduğumuzu söylemek de zaten yetmiyor. (Bkz: İbrahim Suresi 2-3. Ayetler)

    Kısacası kafirlerin cezası ahirettedir, bu dünyada değil. Kafirlerin öldürülmeleri gerekseydi şu ayetlerin ne anlamı kalırdı?:

    “Kâfirlerin bir şehirden diğer şehire gezip dolaşmaları sakın seni aldatmasın.

    Bu, kısa süreli bir yararlanmadır. Sonunda varıp kalacakları yer cehennemdir. Ne kötü yataktır o!..”

    Al-i İmran Suresi196-197. ayetler

    “Kendi hallerine bırak onları; yesinler, geçici hazlarla avunsunlar, oyalasın onları boş umutlar. Nasıl olsa zamanı gelince öğrenecekler.”

    Hicr Suresi 3. Ayet

    Kafir olanın ölümü hak ettiğini düşünen hastalıklı zihinler şu ayeti de unutmamalıdırlar:

    “Ne kadar çırpınırsan çırpın,  insanların çoğu inanacak değildir.”

    Yusuf Suresi 103. Ayet

    O halde bir Müslüman için önemli olan başkalarının durumu değil, kendi durumudur. Müslümanlar kendilerini Kur’an’dan muaf göremezler. İnandık demekle olmadığını bilmek için de Allah’ın kitabı okunmalıdır (Ankebut 2). Birilerinin bize Allah’ın dini olduğunu iddia ettikleri şeyi değil, Allah’ın hepimize gönderdiği ayetlerini hayatımıza geçirmeliyiz.

    Dikkat edelim: Kafamızdaki “Müslümanlık” “İslam” olmayabilir.

     

     

  • “Kullarım” Hitabına Muhatab Olmak

    Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla,

    Geçtiğimiz günlerden biriydi. Sabah uyanır uyanmaz Rabbimizin “Kullarıma söyle!” şeklinde bir hitap içeren ayetlerinden biri zihnimde yankılanıyordu. Bir an için kendimi sonsuz bir güven ve huzur içerisinde hissettim. O ana kadar bu hitabı içeren ayetlere özelikle dikkat etmemiştim. Sadece Allah’ın kulu olmak kadar büyük bir özgürlük var mıdır? Bundan değerli birşey olabilir mi?

    Bende sabah sabah uyandırdığı bu muazzam his, beni Kur’an’daki bu hitabın bulunduğu ayetleri okumaya itti.

    Allah Celle Celaluhu kitabının pek çok yerinde kullarım, kullarımız, salih kullarım, güçlü kullarımız, kullarımızdan bir kul, iyi kullarım, mümin kullarım, basiretli kullarım gibi farklı şekillerde bu kelimeyi kullanıyor. Bu da çok doğal elbette. Ancak benim şu an üzerinde duracağım ifade “kullarıma söyle”, “ey iman eden kullarım”, “ey kullarım” gibi direkt bizleri muhatap aldığı, hitap buyurduğu ifadelerdir. Zira insanın içine işleyen ifadeler olduğunu ve bir takım özelliklerinin bulunduğunu düşünüyorum.

    Tesbit edebildiğim kadarıyla Kur’an’da bu tarif ettiğim şekildeki ifadelerin yer aldığı 8 ayrı ayet bulunuyor: Bakara 186, İbrahim 31, İsra 53, Hicr 49, Ankebut 56, Zümer 16, Zümer 53 ve Zuhruf 68. Bunlardan sadece Zuhruf 68’de ahiretteki bir hitaptan bahsediliyor, diğerlerinin tamamı bu dünyada şu an yaşayan kişilere hitap ediyor.

    İkisinde “iman eden kullarım” hitabı var (İbrahim 30, Ankebut 56); beşinde herhangi bir sıfat kullanılmadan “kullarım” hitabı var (Bakara 186, İsra 53, Hicr49, Zümer 16, Zuhruf 68); birinde de “kendileri aleyhinde haddi aşmış kullarım” (Zümer 53) hitabı bulunuyor.

    Kısacası Rabbimiz her türden insanı muhatap alarak onlara sesleniyor veya elçisi aracılığıyla onlara bizzat hitap ediyor.

    Ben bu ayetler içinden, şimdilik sadece Bakara Suresi 186. ayet ile ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım. İnşaallah diğer ayetleri de ilerleyen yazıların konusu yaparız. Ya da sizler kendiniz okuyup üzerinde tefekkür etme fırsatı bulur ve paylaşırsınız.

    “KULLARIM sana beni sorarlarsa ben onlara yakınım. Bana dua edince, onların isteğine olumlu karşılık veririm. Onlar da benim isteğime olumlu karşılık versinler ve bana güvensinler; belki olgunlaşırlar.”

    Bakara Suresi 186. Ayet

    Bu ayetteki insanı zorlamayan ve nezaketin en üst seviyesindeki ifade tarzı gerçekten şok edici. Zira düşününce görüyorsunuz ki aslında konuşan Allah! Herşeyi yaratan yüceler yücesi Rabbimiz! Ancak kullandığı ifadeye bakar mısınız? “Kullarım sana beni sorarlarsa..” Bize yakınlığını, dua edene karşılık vereceğini müjdelediği ayette bile “sorarlarsa söyle” ifadesi ancak insanı ve herşeyi Yaratan’dan beklenebilecek bir ifade değil de nedir? Kullarım ile başlaması zaten “insanın tüm özelliklerini benden iyi kim bilebilir?” anlamını taşımıyor mu? O halde ona zorla değil, yerli yersiz değil, “sorduğu zaman” şu özelliklerimi anlat diyor Rabbimiz!

    Bu muazzam ifade ile ayette bizlere neler anlatıldığı konusundaki düşüncelerimi şöyle sıralayayım:

    1. “Kullarım” ifadesi öncelikle sadece Allah’a kul olunması gerektiği anlamını taşımaktadır. Biz bu ifadeyi yalnızca Rabbimizden işitmeliyiz. O’nun dışında bu ifade hiç kimse tarafından bize karşı kullanılamaz. Hatta hissettirilemez bile. Çünkü ancak ve ancak Allah’tan duyduğumuzda kendimizi güvende ve özgür hissedeceğimiz bir ifadedir. Bunu başka herhangi birinden duymaksa belki de hayatta duyabileceğimiz en onur kırıcı şeydir.

    2. Sadece kendisine kul olduğumuz yüce Yaratıcı bile kendisi ile ilgili olarak bizi bilgilendirmek için önce bizim merak edip sormamızı beklemektedir. Talebin bizden gelmesini istemektedir. Bu da aynı zamanda o talebin mutlaka geleceğini gösterir. Ayrıca kendisi ile ilgili bilgiyi talep ettiğimizde başvurulacak kaynağın da yine kendi sözü olduğunu elçisine verdiği zımni emirden anlamaktayız: “Kullarım sana beni sorarlarsa (onlara şunu söye!)”

    3. “Ben onlara yakınım”… Buradan anlaşılıyor ki soru Allah’ın varlığı ile ilgili değildir. Yani sadece bu ayetten bile Allah’ın varlığı ile ilgili bir soruyu gerçekte kimsenin sormayacağı açıkça anlaşılıyor. Ayetin “kullarım” diye başlamasında buna da bir atıf olsa gerek. Yani Allah’ın hiçbir kulu yoktur ki O’nun varlığından şüphesi olsun. Bu cevaptan, sorunun Allah’ın kişinin hayatındaki yeri ile ilgili olduğunu anlamak son derece kolaydır. İnsan Allah’ın varlığından şüphe duymaz. Ancak O’nu uzak kabul edip, araya kendisini O’na yaklaştıracak bir takım aracılar koyar. Bu da onu sadece Allah’ın kulu olmaktan çıkarmaktadır. Oysa Allah insana, her istediğini duyup karşılık verecek kadar yakındır. İnsanın O’na ulaşmak için başka kimseye ihtiyacı yoktur. Yani aslında konu; kim olursa olsun, Allah’ın kullarının Allah’la aralarına başka kişileri, kurumları, otoriteleri, düşünceleri, akımları koymamaları ile ilgilidir. Allah’ın kişiye ne kadar yakın olduğunun cevabı da Kaf Suresi’nin 16. Ayetinde açıklanmıştır…

    4. Duanın yalnızca Allah’a yapılması O’nun yakınlığının bir diğer göstergesidir. Dua, Allah’ın her an her işmize müdahil olduğunun, her an yaratma halinde olduğunun ve O’ndan bağımsız bir hayatın tasavvur dahi edilemeyeceğinin dua eden tarafından kabulü anlamına gelmektedir. Bu da imanın bir göstergesidir. İman etmek, Allah’a güvenmek demektir. Allah’a güvenen kişi doğru yola yönelmiş olgun kişidir. Ayetin devamı bunu bize göstermektedir.

    Yalnız Allah’a kulluğun tek hedef yapıldığı hayırlı ve bereketli bir hayat dilerim.

  • Müslümanların Hali 2

    Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla,

    “Müslümanlar neden bu halde” diye soranların hiç Kur’an okumadıkları ile ilgili dün başlattığım bahse devam ediyorum. Bakın, okumuş olsalardı Rabbimiz bu sorunun ne kadar abes olduğunu onlara nasıl açıklamış olacaktı:

    “Müminler! Sizden olmayanları içinize sokmayın; sürekli sıkıntı verir, sizi bitirecek şeyleri isterler. Nefretleri ağızlarından belli olur. İçlerine gömülü olanı ise daha büyüktür. Eğer aklınızı kullanırsanız onların belirtilerini size tam olarak açıkladık.”

    “Bakın!.. Siz öyle kimselersiniz ki tutar onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. Siz bu Kitabın tamamına inanırsınız ama onlar sizinle karşılaşınca “inandık” der; kendi başlarına kalınca da nefretlerinden tırnaklarını yerler. Onlara de ki “Nefretinizden çatlayın!” Allah onların içini bilir.”

    “Size bir iyilik dokunsa bu onları fenalaştırır. Başınıza bir kötülük gelse ona da sevinirler. Ama sabreder ve iyi korunursanız onların tuzaklarının size bir zararı olmaz. Çünkü Allah onların yaptığı her şeyi kuşatmaya almıştır.”

    Kur’an – Al-i İmran Suresi 118 – 120

    Sonuçlar:

    1. Bizden olmayanın kim olduğunu, nasıl nefret kustuklarını, hatta içlerindeki, sadece Allah’ın bilebileceği hissiyatı bile Rabbimiz bize anlatmıştır. Biz dostumuzu bize bizimle dost olduğunu söyleyenden öğrenemeyiz. Çünkü insan dünyayı tercih edebilen ve bundan dolayı da yalan söyleyebilen bir varlıktır. O halde muhatabımızı onu Yaratan’dan öğreniyor olmaktan daha büyük avantaj olabilir mi?

    2. “Aklınızı kullanırsanız belirtilerini size açıkladık” Buradaki aklı kullanma öncelikle “sana ait olduğunu ve inandığını söylediğin kitabı okursan” vurgusu taşımıyor mu? Kur’an okumayı tercih etmekle bizatihi aklı kullanmış olmaz mıyız? Bu da demektir ki Kur’an’ı aklımızı vererek okuyacağız. Anlamak üzere okuyacağız. Binlerce Yasin ve Fetih Suresi okuyarak düşmana bir şey yapamayacağız. Kur’an’dan düşmanımızı tanıyıp önlemimizi aklımızı kullanarak ve Allah’ın emrilerini hiç aksatmadan alacağız.

    3. “Bakın!.. Siz öyle kimselersiniz ki tutar onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler.” Rabbimiz mü’minleri de tanımlıyor. Aslında gıpta edilecek özelliklerimizi kötüye kullandırmamamız gerektiğini vurguluyor. Oysa biz nasıl da övünürüz biz iyi niyetle yaklaşıyoruz diye. “İyilik bizde kalsın” diye de bir lafımız vardır. Bunun anlamı kötülük yapmak değil elbette; düşmanını tanı, aklını kullan, sadece Allah’a kul ol, sadece Allah’ın önünde eğil…

    4. Ayetin devamı çok ilginç. Allah bize ne diyor bakın: “Siz bu Kitabın tamamına inanırsınız”. Yani bu kurallar bu kitabın (Kur’an) tamamına inananlar içindir. Başka kitaplara, kaynaklara inananlar için değil. Peki kendimize sorsak, inanıyor muyuz diye? Hiç birimiz tereddüt etmeden cevaplarız: Evet! Demek ki evet demekle olmuyor. Demek ki inanmak bu değil. Demek ki “kitaba” değil, “kitabın tamamına” inanmak gerekiyor, yani aslında kitabın tamamını uygulamak ve yaşamak gerekiyor. Demek ki inanmak bu. Aksi halde inanmak sadece hoş ve boş bir laf.

    5. Bizimle karşılaştıklarında onlar da inandık diyorlarmış. O halde iki taraf da aslında inandık diyor. Ama bir taraf inandığını yapıyor. Bu madde o kadar derin ki başka bir yazıda açacağım. Şimdilik okuyanlar düşünsün diye burada kesiyorum.

    ve

    6. “Size bir iyilik dokunsa bu onları fenalaştırır. Başınıza bir kötülük gelse ona da sevinirler. Ama sabreder ve iyi korunursanız onların tuzaklarının size bir zararı olmaz. Çünkü Allah onların yaptığı her şeyi kuşatmaya almıştır.”

    Şimdi bir de Maide 105 ile nokta koyalım. Bakalım bizim görevimiz neymiş:

    “Müminler kendinize bakın. Siz doğru yolda olduktan sonra sapanların size zararı olmaz. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, yapıp ettiğiniz şeyleri size bildirecektir.”

    Maide Suresi 105

    Selam ve dua

  • Müslümanların Hali 1

    Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla,

    Müslümanlar neden bu halde diye soranların hiç Kur’an okumadıkları o kadar belli ki:

    “Dinlerine uyuncaya kadar, ne Yahudiler seni kabul eder, ne de Hıristiyanlar. De ki, doğru yol Allah’ın gösterdiği yoldur. Sana bu bilgi geldikten sonra onların isteklerine uyarsan Allah’ın sana ne dostluğu kalır, ne de yardımı.”

    Bakara Suresi 120. ayet

    Bizler Allah’ın yolunu bırakıp başkalarının yolunu doğru yol kabul edersek başımıza bundan daha iyisi gelmeyecektir. Çünkü bu ayet her zaman yürürlükte olacaktır. Yapılacak şey bir an evvel kendimize gelmektir. Elinde Kur’an olan bir milletin başkasından hiçbir kanun, hiçbir hukuk, hiçbir düstur, hiçbir inanç ve hiçbir kurum ithal etmeye ihtiyacı yoktur. Tam tersi asıl biz Allah’ın bu muhteşem kanunlarını onlara da ulaştırmakla görevliyiz. İki dünyada da mutluluk onların da hakkıdır:

    “Bu, BÜTÜN İNSANLARA açık bir ders ve takvâ sahipleri için bir rehber ve bir öğüttür.”

    Ali İmran 138

    Şu ayetleri de iyi düşünelim:

    “İşte bu benim dosdoğru yolumdur; onu takip edin, başka yolları takip etmeyin, yoksa o takip sizi benim yolumdan ayırır. Bunlar da Allah’ın sizden istekleridir, belki korunursunuz.”

    En’am 153

    “İşte bu, indirdiğimiz bereketli Kitaptır. Ona uyun ve kendinizi koruyun ki ikram göresiniz.”

    En’am 155

    Allah daha ne desin!!!

  • Ramazan Bayramı Yazısı

    Hayat bir imtihan, dünya bir sınav merkezidir. Sınav kağıtlarımız her an elimizden alınabilir, üstelik hiçbir zaman “son cümlelerinizi tamamlayın” uyarısı yapılmayacaktır. Bu nedenle her an imtihanın bilincinde olarak doğruları yaşamak zorundayız:

    “Mallardan, canlardan ve ürünlerden eksilterek sizi korku ve açlık olgusu ile yıpratıcı bir imtihandan geçireceğiz; bundan kaçış olmaz. Sen sabır gösterenlere müjde ver.” (El-Bakara 155)

    Ayetin sonunda da görüldüğü gibi sınavın sahibi adeta bize kopya vermektedir: “Kazanmak istiyorsanız sabır gösterin”. Peki ama nasıl? Sonraki ayete bakalım:

    “Onlar, başlarına bir sıkıntı gelince şöyle derler: “Biz, Allah’a aidiz; Biz yalnız ona yöneliriz”.” (El-Bakara 156)

    Yani sıkıntıya göğüs germek ama Allah’a yönelerek, asla yılgınlık veya pes etmekle değil. Ama doğruları yaşayıp yardımı Allah’tan isteyerek. Sonuç mu?

    “Onların üzerinde Rablerinin verdiği olgunluklar ve bereket olur. Yola gelmiş olanlar onlardır.” (El-Bakara 157)

    Kısacası Allah yolunda gösterilen sabır, meyveleri hem bu dünyada hem de ahirette yeşerip toplanan zararı imkansız bir ziraattir.

    Ramazan bu imtihanın bir alıştırması adeta. Her yıl yapılan bir temrin. Bir imtihana hazırlıklı olma talimi. Tıpkı kazanılan sınavın sonu gibi onun sonu da bayram.

    Allah Subhanuhu ve Teala, tüm hayatını Ramazan orucu tutar gibi “aman bozulmasın” diyerek titizlikle yaşayan ve doğal olarak ahireti bayram olan kulları arasında olmamızı nasip etsin inşaallah.

    Ramazan Bayramınızı tebrik ederim.

  • Gündem!

    Genel gündeme takılı kalmayı hiç sevmem. Şöyle bir bakar adil ve objektif bir görüş edinmeye çalışır geçerim. Benim esas gündemim Allah’ın ayetleridir. İçinde yalanın, zulmün, kıskançlıkların ve iftiranın olmadığı tek gündem. Neticesi Allah’ın rızası ve insanın mutluluğu, hedefi Allah’ın cenneti olan tek gündem. Hayatımı “kalibre” edebileceğim tek ölçek. Hedefimi bulabileceğim tek dürbün.

    Gündeminiz Allah’ın kitabı, tercihiniz Allah’ın rızası olsun. “Allah’ın kulu olmak” da denilen o sınırsız hürriyeti tadanlardan olun inşaallah..

  • Son Geceler ve İtikaf / Erdem Uygan

    Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adı ile,

    Fecre (Şafak vaktine)
    On geceye
    Çifte ve teke
    Geçip giden geceye yemin olsun
    Bunlar kendine hakim olan için önemli şeylerdir.

    Fecr Suresi – 1-5. ayetler (Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır Meali)

    Ramazan ayının son günlerindeyiz. Nebimiz Aleyhisselam Bakara Suresi 187. ayette geçen itikaf yani “içten Allah’a yönelerek kendi muhasebesini yapma” ibadetini Ramazan ayının son on gününde gerçekleştirmiş ve bunu hiçbir Ramazan ayında aksatmamıştır.

    Bu da demek oluyor ki bu ibadet aslında bildiğimiz tüm sünnetlerden daha sahih ve daha güçlü bir sünnettir. Nebimizin bu ibadeti bu gecelerde yapıyor olmasının sebebi muhtemelen Fecr Suresi’nde bahsedilen 10 gecenin bu geceler olmasıdır. Kadir gecesi de çok yüksek ihtimal bu gecelerden biridir.

    İtikaf ibadeti ne yazık ki şehir hayatında çok akla gelmeyen ya da imkansız olarak görülen bir ibadettir. Ancak muhakkak 10 gün sürmesi gerekmemektedir. Siz yakınınızdaki bir mescitte hatta evinizde yalnız ve rahat kalabileceğiniz bir odada bile bir günlük itikafa girebilirsiniz. Belki birkaç saat için bile..

    Çünkü amaç bu günlerde ibadeti artırmak ve Rabbimize kulluğu doğru yapmaya çabalamaktır. Kendi iç hesaplaşmamızı, doğrularımızı ve yanlışlarımızı masaya yatırarak yapmak, o sonsuz merhamet sahibinden af dilemek ve bir anlamda hayatımıza reset atmaktır. “Nereden geldim?”, “ne yapıyorum?”, “nereye gidiyorum?”, “kimim?” sorularını sormak ve cevapları Allah’ın kitabından aramaktır itikaf.

    Ancak buna da fırsat bulunamıyorsa (ki şeytan doğru yolun üzerinde oturmaktadır) en azından gece ibadetleri artırılmalıdır. Jet imamların arkasında delilsiz teravihlerle mağfiret beklemek yerine gece uykudan kalkarak geceyi ihya etmek gerekir. Çünkü Kadir Gecesi sanıldığı gibi 27. gece değildir. Bu 10 geceden biri olduğuna yukarıdaki ayetler işaret etmektedir.

    O halde ibadeti ve Allah’a yönelmeyi bir tek 27. geceye has kılmayalım. (Hoş bize 27. gece denilen gece de batılıların uydurduğu takvime göre öyledir. Gerçekte günler gece yarısı saat 12’den sonra değişmezler, sabah gün doğumu ile yeni gün başlar) Bu son geceleri hiç değilse sahura bir saat erken kalkarak gece namazları ile ihya edelim.

    Mü’min kardeşlerime tavsiyemdir..

  • Yaratan’ın Bizden İstedikleri

    “De ki: “Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını sıralayayım:

    (1) Hiçbir şeyi Allah ile bir tut-mayın,

    (2) Anaya babaya iyilikten geri durmayın,

    (3) Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, onların ve sizin rızkınızı veren Allah’tır.

    (4) Fuhşun açığına da gizlisine de yaklaşmayın,

    (5) Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın, (o başka ayetlerde açıklanmış) haklı sebeple olursa başka.

    İşte bunlar, Allah’ın size yüklediği görevlerdir, belki aklınızı kullanırsınız.

    (6) Rüşt çağına ulaşıncaya kadar yetimin malına yaklaşmayın, onun iyiliğine olan bir yolla olursa başka.

    (7) Ölçü ve tartı işlemlerini tam ve dengeli yapın. Biz kimseyi gücünden fazlasıyla yükümlü tutmayız.

    (8) Yakınınız da olsa söz söylediğinizde adaletli olun .

    (9) Allah’a verdiğiniz sözü tam olarak yerine getirin.

    İşte Allah sizden bir de bunları istemiştir, belki aklınızı başınıza alırsınız.

    İşte bu benim dosdoğru yolumdur; onu takip edin, başka yolları takip etmeyin, yoksa o takip sizi benim yolumdan ayırır. Bunlar da Allah’ın sizden istekleridir, belki korunursunuz.”

    Kur’an – Kerim, En’am Suresi 151 – 153. ayetler.

    Üzerinde tefekkür edilmesi temennisiyle..