Nebiler ve onlara verilen kitapların meşruiyeti büyük oranda tasdik ilişkisine dayanır. Kendinden öncesini tamamen yok sayan, geçersiz kılan bir nebîye insanların tabi olma yükümlülüğü yoktur. Dolayısıyla; yeni bir nebî gelene kadar önceki şeriatın gereklerini yerine getiren kimselerin, gelen nebîye tabi olduktan sonra şer’î ahkama dair hayatlarında köklü değişiklikler beklenemez. Mesela; Muhammed (a.s.)’a tabi olana kadar, zina etmeyen, faiz yemeyen, içki içmeyen bir Ehl-i kitabın, Muhammed (a.s.)’a tabi olduktan sonra, herhangi bir vahiy henüz inmediği gerekçesiyle bu konularda bir ara dönem yaşayıp tüm bu hususlarda serbest olduğu, yani isterse zina edip faiz yiyeceği, içki içip abdestsiz namaz kılabileceği düşünülebilir mi? Yeni bir nebîye tabi olanların, şer’î hükümler hususunda önceki şeriattan kopuk bir ara dönem yaşadıklarını düşünebilmek, bu insanların nebî olduğundan emin olmadıkları birine tabi olacak kadar büyük bir riski göze aldıklarını kabul etmek anlamına gelir ki samimi hiçbir mümin böyle bir şey yapmaz. Tabi olduğu şeriat uyarınca haram olduğu için içki içmeyen ama son nebîye tabi olduktan sonra kendisine içkinin haramlığı hususunda herhangi bir âyet inmediği söylendiği için içki içen bir mümin olabilir mi?
Bu çalışmada ilahi kitaplar arasındaki irtibatın adı olan ancak gelenekte ihmal edilen tasdik kavramına dair genel bir çerçeve çizilecektir. Böylelikle öncesi olmayan din algısının ya da din adına her şeyin miladi 610 yılından itibaren başlayıp tamamlandığına dair düşüncenin yeni baştan değerlendirilmesine zemin hazırlanacaktır.
Linkten indirebilirsiniz:
Kategori: Fatih Orum
-

E-Kitap: Tasdik
-

E-Kitap: Tafsîl
Serimizin bu sayısında tafsîl kavramı üzerinde duruyoruz. Önce kavramın sözlük anlamını ortaya koyacak, sonrasında da kavramın Kur’ân’daki kullanımlarını ve bu kullanımlar neticesinde ortaya çıkan anlamın Kur’ân’ın anlaşılması açısından önemini tespit edeceğiz.
Linkten indirebilirsiniz: -

E-Kitap Tasrîf
Serimizin bu sayısında tasrîf kavramı üzerinde duruyoruz. Önce kavramın sözlük anlamını ortaya koyacak, sonrasında da kavramın Kur’ân’daki kullanımlarını ve bu kullanımlar neticesinde ortaya çıkan anlamın Kur’ân’ın anlaşılması açısından önemini tespit edeceğiz.
Linkten indirebilirsiniz: -

E-Kitap: Vahiy
Serinin bir önceki kitapçığında din kavramını ele almış ve dinin, “dünyevi ve uhrevi karşılığının bulunduğu fıtrî ve teklifî bir düzen” anlamına geldiğini görmüştük. Yüce Yaratıcı her varlık için bir ölçü koymuştur. O’nun ölçülerinin tüm varlıklar üzerindeki tezahürleri vahiy yoluyla gerçekleşmektedir. Yüce Allah göklere, yere ve ikisi arasındakilere yaratılış ölçü ve gayelerini vahiyle bildirmiştir. İmtihana tabi tutulan insan ve cinler, diğer varlıkların aksine Rablerinin ölçü ve teklifine uyma ya da uymama tercihinde bulunurlar. Allah büyük bir lütufta bulunarak gönderdiği nebî olan rasullerle zaman zaman insanlara hatırlatmalarda bulunmuş, teklifini yineleyerek insanlara, tercihlerini gözden geçirme uyarısında bulunmuştur.
Muhammed (a.s.) ile nübüvvet sona ermiş, insanlık bitiş çizgisi hesap günü olan son dönemece girmiştir. Ancak gözden kaçırılan önemli bir husus vardır ki o da; Yüce Allah’ın, kullarıyla iletişiminin halen devam ediyor olmasıdır. O, sonsuz iyiliği ve bol ikramıyla, mümin-kafir, büyük-küçük, kadın-erkek her kuluyla sürekli konuşarak/iletişim kurarak onları uyarır, teşvik eder, hasılı kullarını yalnız bırakmaz. Zaten O şöyle buyurmuştur: “Yoksa insan başıboş bırakılacağını mı zannetmektedir!” (Kıyâmet 75/36)
Kur’ân bu bağlamda detaylı bilgiler verir; her insana Yüce Allah’ın sürekli ilhamda bulunduğundan, mesela Musa (a.s.)’ın annesine yapılan ilhamın ayrıntılarından bahseder. Yine Kur’ân Allah’ın rüyalar yoluyla kullarına bazı mesajlar verdiğinden, mesela Yusuf (a.s.)’ın, arkadaşlarının ve dönemin melikinin gördüğü rüyalardan ve bunların etkileyici sonuçlarından bahseder. Öte yandan Kur’ân’da, bazı meleklerin insan suretinde gönderilerek bazı mesajlarını kullarına ilettiğinden, bu bağlamda Meryem’e, İbrahim ve Lut (a.s.)’a gönderilen elçilerden söz edilir.
Risaletle ilgili vahiyden ayrı tutulan, katilik taşımayan ve kişisel tecrübelerle sınırlı olan bu Allah-kul arasındaki iletişimin doğru anlaşılmadığı, istismar edildiği, hatta geleneksel Kitap-Sünnet ilişkisinin bu çarpık yapı üzerine bina edildiği de ortadadır. Kur’ân dışı vahiy düşüncesi temellendirilirken risaletle ilgili vahiyden farkı gözetilmeden delil olarak sunulan bazı âyetlerin esasında iddiaya delil olamayacağı açıktır. Bu mütevazi çalışmada, özellikle bu hususa dikkat çekme gayesiyle vahiy kavramı ele alınmış ve bunun ileri okumalar için bir temel olması amaçlanmıştır. Çalışmamızı linkten indirebilirsiniz: -

E-Kitap: Tevîl
Kur’ân’ı anlama ilminin önemli kavramlardan biri de te’vîldir. Yüce Allah Kitabı belli bir ilme göre tafsîl ettiğini yani detaylandırdığını, detaylandırma işinin âyetler arası irtibatlarla gerçekleştiğini, irtbatların kurulmasında da Arapça’nın dikkate alındığın bildirmektedir. Arapça dikkate alınarak konu benzerliği olan âyetlerin bir araya getirilmesiyle her konunun kur’ân’ları yani anlam kümeleri oluşturulmaktadır. Anlam kümelerinin oluşturulmasında âyetler arasında Allahın kurduğu bağlantıların dikkate alınması gerekmektedir. Te’vîl kavramı bu yönüyle önem arzetmektedir. Biz de bu çalışmamızda te’vîl kavramına bu yönüyle dikkat çekmekteyiz.
Linkten indirebilirsiniz: -

E-Kitap: Sûre
Gelenekte sûreye “Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinin bir araya getirilmesi sonucunda oluşan, sınırları vahiy doğrultusunda Resûl-i Ekrem tarafından belirlenen bölüm” anlam verilir. Genel kanaat Kur’ân’da 114 sûre olduğudur. Kur’ân’ın belli bölümlerine sûre denilmesi, birbiriyle âhenkli veya mânevî derecesi yüksek parçalardan meydana gelmesi yahut onların her birinin Kur’ân binasının bir katını veya bir parçasını teşkil etmesiyle gerekçelendirilir. Literatürde, şu anki mushafın sûre tertibinin vahyi bir bildirim mi yoksa sahabenin ictihadı ile mi olduğuna dair tartışmalar mevcuttur. Yine çeşitli ölçütlere göre sûrelerin Mekkî-Medenî, âyet sayısı ya da muhtevası yönüyle tıvâl, miûn, mesânî ve mufassal gibi tasnifler mevcuttur.
Kur’ânda geçen sûre kelimelerine anlam verilirken yukarıda temas edilen anlam kastedilir. Bu durumda mesela “bir sûre indirildiğinde” anlamındaki bir âyetle, şu an mushaftaki 114 sûreden birinin indirildiğinin kastedildiği düşünülür. Ancak bu düşünce gözden geçirilmelidir. Kur’ân’ın sûre kelimesine verdiği anlamın farklı yönleri de olabilir. Bu çalışmada sûre kelimesinin geçtiği âyetler bu yönüyle tekrar ele alınacaktır. Öncesinde kelimenin sözlüklerdeki anlam çerçevesine kısaca temas edilecektir.
Linkten indirebilirsiniz: -

E-Kitap: Nesh
Nesih, geçmişte olduğu gibi günümüzde de üzerinde tartışmaların cereyan ettiği kavramlardandır. Halen sürdürülen tartışmalardan Kur’ân’ı anlamaya katma değer sağlayan bir sonucun çıkmamış olmasının sebebi, tartışmaların doğru bir zemin üzerinde yürütülmemiş olmasıdır. Kur’ân’ın anlaşılmasına dair, detayları Kur’ân’da ayrıntılarıyla anlatılmış ilahi ilmin/usûlün ve tasdik ilişkisinin dikkate alınmaması bu sonucu doğurmuştur. Kur’ân dışı vahiy anlayışı da bu yanlışlara ortam hazırlamıştır. Mesela Kur’ân’ın Sünneti, Sünnetin Kur’ân’ı neshedebileceği dillendirilebilmiştir.
Bu çalışmamızda nesih kavramının Kur’ân’dan hareketle çerçevesini çizerek, Kur’ân içi nesih örneklerine temas ediyoruz. Böylece nesih konusunda Kur’ânî bir bakış açısının oluşması hedefliyoruz. Linkten indirebilirsiniz: -

E-Kitap: Nebî ve Rasûl
Kur’ân’ın Öğrettiği Kavramlar serisinin elinizdeki sayısında “nebî ve rasûl” kavramlarına kısaca değineceğiz.
Gelenekte pek çok Kur’ânî kavramın içi boşaltılmış, anlam derinliği yok edilmiştir ama nebî ve rasûl kavramlarının maruz kaldığı boyutta tahrifat eşine az rastlanır türdendir.
Kur’ân’ın yüzlerce âyetinin anlaşılmasında, Kitap-hikmet ilişkisinin doğru kurulmasında, yüzyıllardır devam eden “dinde kaynak” sorununun Kur’ânî bir zeminde çözülmesinde hayati önemi olan nebî ve rasûl kavramları arasındaki ilişki gelenekte Kur’ân’la örtüşmeyen bir şekilde kurulmuştur.
Bir takım kurgulardan hareketle rasûl, kendisine kitap verilen; nebî de daha önceki bir rasûle verilen kitabı tebliğ etmekle görevlendirilen kişi olarak tanımlanmış, her rasûl nebîdir ancak her nebî rasûl değildir şeklinde bir denklem kurulmuş ama bu denklemin Kur’ân âyetleriyle örtüşüp örtüşmediğin sağlaması yapılmamıştır.
Durum Türkçe mealler açısından daha da vahimdir. Çoğu mealde, âyetlerde geçen nebî ve rasûl kelimeleri yerine Kur‘ân’da geçmeyen ve Farsça bir kelime olan “peygamber” kelimesi kullanılmakta, âyetlerdeki iki kavram arasındaki anlam derinliği meallere yansıtılamamaktadır.
Bu önemli iki kavramı Kur’ân’dan hareketle genel olarak ele aldığımız ve bu konuda bir hassasiyetin oluşmasını hedeflediğimiz çalışmamızı linkten indirebilirsiniz: -

E-Kitap: Hikmet
“Kur’ân’ın Öğrettiği Kavramlar” serisinin elinizdeki sayısında “hikmet” kavramını ele aldık.
Yüce Allah büyük bir lütufta bulunarak tarih boyunca insanlara nebiler göndermiş, o nebiler de görevleri gereği kendilerine verilen kitabı insanlara hem tebliğ etmiş hem de sorunlara o kitaptan çözümler getirmişlerdir.
Rabbimiz gönderdiği kitaplardan hüküm çıkarma yolunu göstererek kullarına bir başka büyük lütufta daha bulunmuştur. Böylelikle insanların başka kullara kulluk etmelerinin yolunu da kapatmıştır.
Hikmet kavramını işlediğimiz bu çalışmamızı linkten indirebilirsiniz:
