Kategori: Yazarlarımız

  • Cuma Günleri Tatil Olmalı Mı?

    Cuma gününün Arap ülkelerindeki gibi tatil olmasının gerekli olduğunu düşünenler varmış. Bakalım böyle bir uygulama, Kur’an’a uygun bir uygulama olur mu?

    “Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınızda alışverişi keserek Allah’ı anmaya koşun! Eğer bilirseniz bu sizin için çok hayırlıdır.”
    Cuma Suresi 9. ayet

    Ayet Cuma günü için erkek – kadın ayrımı yapmadan iman iddiasında olanlara bir görev yüklüyor. Ancak şunu da açıkça söylüyor “alış-verişi kesin”. Bu ibareden o günün tatil olduğu değil tam tersi iş günü olduğu anlaşılır. Çünkü alışverişi namaza çağrı yapıldığı zaman kesiyoruz. Bırakılacak bir işimiz varsa nasıl tatil günü olabilir?

    Devamındaki ayete bakalım:

    “Ve namaz kılındığı zaman da artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lutfundan isteyin. Ve Allah’ı hiç hatırdan çıkarmayın ki kurtuluşa eresiniz.”
    Cuma Suresi 10. ayet

    Bu ayetteki, namazın hemen ardından yeryüzüne dağılınması ve Allah’ın lutfundan aranması emri gayet açık. Yani işe geri dönülecektir. Eve gidilip yatılmayacaktır. Yatarak Allah’ın lutfu aranmaz.

    Kısacası Müslümanın tatili bu dünyada değildir.
    Müslümanın tatil günü değil “tatil hayatı” vardır.
    Müslümanın “tatil köyü” Cennet’tir.
    Ulaşım ücretsiz ve yataraktır.
    Yanına eşya almasına gerek yoktur, çünkü “ultra herşey dahildir”.

    Hayırlı Cumalar

    Erdem Uygan

  • YANDINIZ!!!

    Bu ülkede “andımız”ı kabul etmediniz ise “yandınız”! Ne Türk düşmanlığınız kalıyor, ne yobazlığınız, ne bilmem hangi parti yalakalığınız. Ancak sadece Allah’ın kınamasından korkanı devirecek herhangi bir dünyevi güç mü var?

    Söz konusu andın metnine bile girmeden duraklıyorum. Çünkü başlıkta bile her şey ortaya çıkıyor: “Andımız!” Öncelikle siz kimsiniz? Benim kim olduğumu nereden biliyorsunuz? Sizin andınız neden benim de okumam gereken bir metin oluyor? Yani daha başlıkta bile bir zümreden bahsedildiği, başkasına söz hakkı verilmediği, bir tahakkümün amaçlandığı ortada. Kimsenin kalkıp “kendi adına konuş, benim andım bu olamaz” deme hürriyeti tanınmıyor.

    Bunu söyleme gerekçemiz elbette tek başına başlık değil; bu başlığa sahip bir metnin bir kitleye zorla okutulmasıdır. Üstelik o öyle bir kitle ki, kendilerine “and nedir?” diye sorsanız bileceği şüpheli.

    Başka ülkelerde bu uygulama var mı? Bu bizi niye ilgilendirsin ki? Tüm dünya uygulasa yanlışı doğru mu sayacağız? Hangi Türk anne-baba Almanya’da evladını “Ne Mutlu Almanım Diyene” diye bağırması dayatılan bir okula göndermekten mutluluk duyar?

    Ben bir Türk’üm! Bu mensubiyetimi de önemsiyor ve çok da seviyorum. Ancak kim mensub olduğu boyu, aşireti, ırkı, milliyeti sevmez ki? Hem sevmeseniz ne olur? Annesini sevmeyen var mı? Varsa da değiştirme şansı var mı? “Yaw Nuri, ben Almanım ama inan hiç sevmiyorum bunu, ne mutlu sen Türküm diyorsun” gibi bir diyalog bu yazı dışında nerede geçebilir?

    Bunlar Allah’ın insanlara imtihan koşulları olarak bahşettiği ikramıdır. Kişiler ailelerini, dillerini, milliyetlerini, renklerini ve doğuştan gelen daha pek çok özelliği seçme durumunda değildirler. Zaten o nedenle de Allah herkesin bu özelliklerini kendilerine sevdirmiştir. Ancak bu sevgiyi bir başkası üzerinde tahakküm ve/veya övünç konusu yapmaya asla izin vermemektedir. Bunu ilk yapan İblis’i bize örnek olarak göstermiştir:

    “Allah dedi ki: “Sana emrettiğimde secde etmeni engelleyen neydi?” Dedi ki: “BEN ONDAN ÜSTÜNÜM; BENİ ATEŞTEN YARATTIN, ONU BALÇIKTAN YARATTIN.””
    Araf Suresi 12. ayet

    Dikkat edilirse İblis bile olsa Allah’ın yaratıcılığından şüphesi yok. İşte bu nedenle yeryüzünde Allah tarafından yaratıldığını kabul etmeyen bir tek canlı bulunmamaktadır. Ancak İblis, Allah’ın kendisine yaratılıştan verdiği özelliği bir üstünlük saymaktadır. Belki ateş balçıktan gerçekten üstün bile olabilir. Zira Allah Celle Celaluhu buna dair bir şey söylemiyor. Allah’ın çok şiddetli itirazı, İblise kendisinin bahşettiği bir özellikle övünmesinedir:

    “Allah dedi ki: “Yıkıl oradan; orada BÜYÜKLÜK TASLAMAYA HAKKIN YOKTUR. Çekil; sen alçağın tekisin.””  
    Araf Suresi 13. ayet.

    Aynı tavrın aslında İblis’i kafir yapan tavır olduğunu da Bakara Suresi bize bildiriyor:

    “Meleklere: “Âdem’e secde edin” dediğimizde hemen secde ettiler; ama İblis öyle yapmadı; KENDİNİ BÜYÜK GÖREREK DİRENDİ ve KAFİRLERDEN oldu.”
    Bakara Suresi 34. ayet.

    Yani İblis’e sorsanız kafir olduğunu kabul etmez. Ancak kibrinin onu kafir yaptığını Allah bize bildiriyor.

    Oysa gerçekte;

    “Yine gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için mutlaka alınacak dersler vardır.”
    Rum Suresi 22. ayet

    Kendi ırkınızı yüceltmeniz otomatikman diğerlerini alçaltmanız anlamına gelir. Oysa yukarıdaki ayete göre her ırk Allah’ın bir ayetidir. Hiçbirini alçaltmaya, karalamaya kalkışmayı bırakın, bunu düşünemeyiz bile. Bir mümin için hepsi eşittir.

    “Ey insanlık! Sizi bir erkekle bir dişiden yaratan biziz; derken sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki tanışabilesiniz. Elbette Allah katında en üstününüz O’na karşı sorumluluk bilinci (takva) en güçlü olanınızdır. Şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.”
    Hucurat Suresi 13. ayet.

    Şimdi bu ayetler varken biz nasıl kalkıp da birilerine “andımız” diye isimlendirdiğimiz bir metni zorla okutabiliriz? Nasıl belli bir milliyete mensubiyetimizi övünç kaynağı yapabiliriz? Elbette yapan yapar; ancak açıkça görülüyor ki hem bunu övünç kaynağı yapıp hem de mümin olmak mümkün değildir.

    Bu tiplerin başka özelliklerini de Rabbimiz bize bildiriyor. Mesela bir tanesi de bu övünmeyi yapan veya dayatanlar, yaptıklarının faturasını da iftira etmek suretiyle Allah’a çıkarmaktadırlar:

    “(İblis) dedi ki “MADEM BENİ AZDIRDIN, ben de senin doğru yolunun üstüne onlar için oturacağıma yemin ederim.”
    Araf Suresi 16. ayet.

    Bu ayette, yapılanın azgınlık olduğunun, yapan tarafından itirafı da gayet açık görülüyor.

    Bütün bunları da bir yana bıraktığımızı düşünelim. Bir Müslüman için tartışmasız gerçek olan tek şey Allah’ın sözüdür. Birilerinin sloganı, kanunu, düşüncesi, akımı, doktrini falan değil. Allah’ın kitabına aykırı olanı babam da söylese atam da söylese elimin tersi ile iterim. Müslüman demek bu demektir.

    “Rabbinin kitabından sana vahyedilene uy. Onun sözlerinin yerine geçecek bir şey yoktur. Ondan başka sığınacak bir yer bulamazsın.”
    Kehf Suresi 27. ayet

    “De ki: “Doğrular Rabbinizdendir. Doğruların peşinde olan inansın, görmezlik eden de onları örtsün. Yanlış yapanlar için perdesi kendilerini kuşatmış bir ateş hazırladık. Yardım isterlerse onlara, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su verilir. Ne kötü içecektir o; ne kötü yerdir orası!”
    Kehf Suresi 29. ayet.

    “Gerçek Rabbinden gelendir. Sakın şüpheye kapılanlardan olma.”
    Al-i İmran Suresi 60. ayet.

    Aslında üzerinde konuşmanın, tartışmanın bile abes olduğu bir konuda bu kadar çok tepki verilmesi, bu antla amaçlananın beyin yıkama olduğunu kanıtlamaktadır. Çünkü gerçekte ne söylediğinin bilincinde olmayan küçük zihinler bu garip övünç ile yıkanarak tartışmaktan, sorgulamaktan, eleştirmekten mahrum bırakılmaktadırlar. Buna en güzel örnek de bizzat bu yazının yazarıdır. Kafamdaki tartışılmaz saydığım tabuları yıkmanın bu kadar zor olmasında bu ant ve benzeri şeylerin de önemli bir etkisi olduğu kesindir.

    Lafı hemen o dönem büyüklerine, kurucu kadroya falan getirmek isteyene de cevabım Allah’ın ayetlerindendir:

    “Onlar bir ümmetti, gelip geçtiler. Onların kazandığı onlara, sizin kazandığınız size. Onların yaptıklarından siz sorumlu tutulacak değilsiniz.”
    Bakara Suresi 134. ayet.

    Bir müminin kendinden önce hayatlarını yaşayıp sınavlarını tamamlamış, ölüp gitmiş olanlarla ilgili olması gereken tavrı bile, yüceler yücesi (ulu) diye anılmaya layık tek varlık olan Allah Subhanuhu ve Teala, kitabında bize bildirmiştir:

    “Onlardan sonra gelenler derler ki: Rabb’imiz bizi ve bizden önce iman eden kardeşlerimizi affet. O kardeşlerimize karşı kalplerimizde bir kin bırakma! Rabb’imiz, sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin.”
    Haşr Suresi 10. ayet

    Esasında andın içeriğinden çok dayatılması konusu önemlidir. Çünkü isteyen kendi ile ilgili dilediğini düşünebilir. Başkalarından üstün olduğunu düşünme özgürlüğü de vardır çünkü kafir olmak da Allah’ın her insana tanıdığı bir özgürlüktür. Bunu kimse alamaz. Ancak bunu başkalarına dayatması kabul edilecek şey değildir. Andımız denen şeyin kaldırılmasına karşı olanlar bir araya gelip, isteyerek ve anlamını da anlayarak antlarını okuyabilir ve birbirlerini alkışlayabilirler. Buna kim karışır? Ama bir başkasını okumaya zorlayamazlar.

    Bir de varlığın bir kimliğin varlığına armağan edilmesi var ki, asla kabul edilemeyecek bir başka meseledir. Bir kişiye varlığını bahşeden Allah’tır. Allah bu varlığı birilerine armağan etme hakkını bize vermemiştir. Savaş için bile belli şartların oluşması gerekir ki o şartlar da Mumtahine Suresi 8-9. ayetlerle bildirilmiştir. Bunun dışında bir müminin varlığını herhangi bir şeye armağan etmesi söz konusu edilemez. Müslümanlığını bir iddia olmaktan öteye taşımak isteyenler için Allah’ın kitabında bir and zaten mevcuttur. Benim andım da işte budur:

    De ki: “Benim duam, ibadetim, hayatım ve ölümüm, varlıkların Rabbi olan Allah içindir.”
    En’am Suresi 162. ayet.

    Ancak Allah’ın bu ayetini bile birilerine zorla kabul ettirmeye çalışmak yahut her sabah okutmak yine Allah’ın ayetiyle yasaklanmıştır:

    “Dinde zorlamanın hiçbir çeşidi olmaz. Doğru ile eğri birbirinden iyice ayrılmıştır. Kim azgınları tanımaz, Allah‘a inanırsa, kopması imkânsız en sağlam kulpa yapışmış olur. Allah işitir, bilir.”
    Bakara Suresi 256. ayet.

    Bir de “Sen bunun altında yatan sebebi biliyor musun? Andı kaldıranların niyetleri seninki gibi mi sanıyorsun? Onlar bu ayetler yüzünden mi bunu yapıyorlar?” şeklinde mızmızlananlar var. Bu kafayı benim anlamam gerçekten imkansız. Bu ne pespaye bir bakıştır. “Andımız” denen şeyle ancak bunların yetişmiş olmasına aslında hiç de şaşmıyorum. Doğru olanı düşmanım bile yapsa onu desteklerim. Doğruların evrensel ve sarsılmaz bir gücü vardır. Kimsenin çığırtısı doğrunun sesini bastıramaz. İnsanlar ne zamandan beri niyetleri, kalpleri okuyabiliyorlar. Hem okusalar ne olur? Bu doğru olanın yapılmasını engellememiz gerektiğini mi gösterir? Başkasının kalbinde taşıdığı niyet bizi hiç enterese etmez. Herkesin yaptığına bakılır. Hırsızı niyeti iyi diye cezalandırmamak da aynı şey olmaz mı?

    “Kim de inkara saparsa artık onun inkarına üzülmen gerekmez. Sonunda Bize dönecekler ve Biz yaptıklarını bir bir kendilerine haber vereceğiz: ÇÜNKÜ ALLAH GÖĞÜSLERDEKİ SIRLARI BİLENDİR.”
    Lokman Suresi 23. ayet.

    Kısacası neresinden tutsanız elinizde kalan bir konuda bu kadar tantana edilmesi de biraz and dediklerimizin eseridir. Yazımı hatırımdan çıkarmamaya çalıştığım bir ayeti üzerinde birlikte düşünmek niyetiyle paylaşarak bitiriyorum.

     “De ki: “Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, mensup olduğunuz topluluk, elde ettiğiniz mallar, durgunlaşmasından korktuğunuz ticaret ve beğendiğiniz konaklar, eğer size Allah’tan, elçisinden ve onun yolunda zorluklara göğüs germekten daha sevimli geliyorsa bekleyin, nasıl olsa Allah’ın emri gelecektir. Allah yoldan çıkan bir topluluğu yola getirmez.””
    Tevbe Suresi 24. ayet.


    Allah’a emanet olunuz.

    Erdem Uygan

  • Sayıklamaktan Okumaya

    Sayıklamaktan Okumaya

    Yeni bir moda dergisi olan ENDA Dergisi için yazılar yazmam istendi. Tabi ki moda konusunda değil 🙂 Allah’ın ayetlerini Allah’ın kullarına ulaştırmada yeni bir yol çıkardı ikramda sınır tanımayan Rabbimiz karşıma. Elbette tereddüt etmeden kabul ettim. Bu ay ilk yazım yayınlandı. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Kur’an’ı öğrenme ve hayata geçirmede Rabbimiz hepimize yardım etsin.

    Yüreğimden geçen faydayı sağlaması duası ile..

  • Kur’an’dan Muaf Müslümanlıkla Bu Kadar Olur

    Kafirlerin öldürülmesini meşru gören zihniyete Kur’an’dan reddiye:

    http://www.diniyazilar.com/2013/09/kur%E2%80%99an%E2%80%99dan-muaf-muslumanlikla-bu-kadar-olur/

    Bir kişi Allah’a ve elçisine açıkça küfrediyor diye öldürülmesi gerektiğini söyleyen çürümüş kafanın durumu, yanındaki arkadaşı sınav sorusunu yanlış cevaplandırıyor diye kağıdını alıp yırtan ahmak öğrencinin durumu gibidir. Hayat, ilk anından son anına kadar bir imtihan faaliyetidir. Eğer henüz imtihan kağıdı “imtihanı yapan tarafından” alınmadıysa, herkesin yanlışını silip düzeltme şansı var demektir.

    Devamı:

    http://www.diniyazilar.com/2013/09/kur%E2%80%99an%E2%80%99dan-muaf-muslumanlikla-bu-kadar-olur/

  • O İlk Ramazan

    O İlk Ramazan

    Ramazan ayında yazdığım bir makale..

    http://www.diniyazilar.com/2013/07/o-ilk-ramazan/

    Ramazan Ay Takvimindeki aylardan sadece biri. Kendisi gibi 11 tane daha var. Ancak adı söylendiğinde dünya üzerindeki herkesin, sadece takvimdeki aylardan birinden bahsetmediğimizi anladığı tek ay.

    Peki neden bahsediyoruz Ramazan demekle? Ne anlatmaya çalışıyor olabiliriz? Buna herkesin birbirine benzer cevapları olacaktır. Kur’an’ın vahyedilmeye başladığı ay, oruç ayı gibi ve bunların hepsi de doğrudur.

    Devamı:

    http://www.diniyazilar.com/2013/07/o-ilk-ramazan/

  • Yönetici ile İletişimin İlkeleri

    Yönetici ile İletişimin İlkeleri

    Haziran ayında yazdığım bir yazı. Aynı zamanda ilk yayınlanan makalem olmuştur.

    http://www.diniyazilar.com/2013/06/yonetici-ile-iletisimin-ilkeleri/


    “Kardeşini yanına al ve BELGELERİMLE birlikte git. İkiniz de BENİ ANMAKTA GEVŞEKLİK ETMEYİN.

    Firavun’a gidin; o haddini aştı.

    ONA YUMUŞAK SÖZ SÖYLEYİN. BELKİ AKLINI BAŞINA ALIR veya KORKAR.”

    Dediler ki; “RABBİMİZ! Bize karşı çok ileri gider veya haddi aşar diye KORKUYORUZ.”

    “Korkmayın, BEN SİZİNLE BERABERİM, İŞİTİYORUM, GÖRÜYORUM” dedi.”

    Taha Suresi 42 – 46.

     

    İLKELER:

     

    1. “BELGELERİMLE birlikte git”

    http://www.diniyazilar.com/2013/06/yonetici-ile-iletisimin-ilkeleri/

  • Kur’an’dan Muaf Müslümanlıkla Bu Kadar Olur

    Bir kişi kafirdir diye öldürülmesi gerektiğini söyleyen çürümüş kafanın durumu, yanındaki arkadaşı sınav sorusunu yanlış cevaplandırıyor diye kağıdını alıp yırtan ahmak öğrencinin durumu gibidir. Hayat, ilk anından son anına kadar bir imtihan faaliyetidir. Eğer henüz imtihan kağıdı “imtihanı yapan tarafından” alınmadıysa, herkesin yanlışını silip düzeltme şansı var demektir.

    Bugünlerde bir takım videolarda bazı kişilerin Allah ve elçisine küfrettiği iddiaları ortalıkta dolanıyor. Bunları servis edenler de bunun hesabını Allah’a elbette vereceklerdir; işin o yanına hiç girmiyorum. Ama Müslüman olduğunu söyleyenlerin akıllarını nereye kaldırdıklarını gerçekten merak ediyorum. Ne zaman Kur’an Müslümanı olacağız? Eğer Allah’ın ayetlerine dayanmıyorsak nasıl olur da Müslüman olduğumuzu iddia edebiliriz? Bunun delili nedir?

    Bir insan kafir ise ve bunu açıkça söylüyorsa daha ne istersiniz ki? Ne güzel işte! Adam açıkça söylüyor. Bizim kafirler ile olan hukukumuz belirlenmiştir. Adamın ne olduğuna bakar, ilişkilerimizi ona göre düzenleriz olur biter. Asıl önemli olanın Müslüman görünümlü kafirler yani münafıklar olduğunu ne zaman anlayacağız? Üstelik bu kişilerin gerçek kimliklerini anlamanın imkansız olabileceği ihtimali de varken:

    “Sen onları gördüğünde kalıpları hoşuna gider; ve konuşacak olsalar sözlerine kulak verirsin. Giydirilmiş kalaslar gibidir onlar. Her çığlığı kendi aleyhlerine sanırlar; onlar kökten düşmandırlar. Artık onlara karşı dikkatli ol! Allah onları kahretsin! Nasıl da savruluyorlar!”

    Münafıkun Suresi 4. Ayet

    Burada bahsedilen kişiler Allah’ın elçisine inandıklarını söyleyen Müslüman görünümlü kişilerdir. Zaten aynı surenin ilk ayeti şöyledir:

    “Münafıklar (ikiyüzlüler) sana geldiklerinde “Biz şehadet ederiz ki sen kesinlikle Allah’ın Rasulü’sün” derler. Allah da biliyor ki gerçekten de sen O’nun Rasulü’sün; ve Allah şehadet eder ki ikiyüzlüler kesinlikle yalancıdırlar.”

    Munafıkun Suresi 1. Ayet

    Yani Allah’ın elçisinin bile “adam” zannettiği kişileri Allah yalancılar olarak tanımlıyor. Bununla kalmıyor, onların özelliklerini ortaya çıkararak onlara karşı dikkatli ol diye emrediyor. Surenin devam ayetlerinde bunların kendilerini nasıl ele verdikleri açıklanarak onları ayırt etme yöntemleri Rasulullah’a öğretiliyor.

    Kısacası Allah’ın elçisinin bile asıl kimliklerini anlamadığı kişiler mi daha tehlikelidir yoksa açıkça kafir olduğunu söyleyenler mi? Kaldı ki münafıklar için bile öldürülmeleri emri yoktur; “onlara karşı dikkatli ol!” Bitti!

    Ancak bizim halkımız, Allah’a küfretti diye bir kişinin ölümünü meşru ilan edebiliyor. Üstelik öldürülmüş olma ihtimalinde bile öldüreni haklı buluyor.

    Hiç kimse kafir olduğu için, Allah’a ve elçisine açıkça küfrettiği için öldürülemez. Onu öldürecek kişi ancak “katil” olur, başka bir şey değil. Kafirin cezası Allah’ın kitabında açıkça belirtilmiştir:

    “İnandıktan sonra kâfir olan bir topluma, Allah hiç dirlik ve düzenlik verir mi? Bunlar, kendilerine açık belgeler gelince o Elçi’nin doğru olduğuna şahit olmuş kimselerdir. Allah yanlışlar içinde olan bir topluluğu yola getirmez.
    Onlar var ya, onların cezası; Allah, melekler ve bütün insanlar tarafından dışlanmadır.
    Sürekli dışlanmışlık içinde kalırlar. Azapları hafifletilmez ve onlara göz açtırılmaz.
    Olup bitenden sonra TEVBE EDİP DURUMUNU DÜZELTMİŞ OLANLAR başka. Allah çok bağışlar ve ikramı boldur.”

    Al-i İmran Suresi 86-89

    Açıkça görüldüğü üzere kafir olanın tevbe etme imkanı her zaman vardır. Hiç kimse bu hakkı elinden alamaz. Bu hakkı ona veren Allah Celle Celaluhu’dur. Üstelik tevbe edip düzelirse bağışlanacağı bile çok açıktır.

    Bir kişi her an Müslüman olabilir. Bir Müslüman da her an kafir olabilir:

    “O kimseler ki inandılar, sonra görmezlik edip kafir oldular, sonra tekrar inandılar, sonra yine görmezlik edip kafir oldular sonra da kafirlikte ileri gittiler; Allah böylelerini ne bağışlayacak ne de yola getirecektir.”

    Nisa Suresi 137. Ayet

    Kafir olmamız için dünyayı tercih etmemiz yeterlidir. Allah’ın bir tek emrine rağmen dünyanın bir menfaatini tercih etmemiz zaten bizi kafir yapıyor. O halde Müslüman olduğumuzu söylemek de zaten yetmiyor. (Bkz: İbrahim Suresi 2-3. Ayetler)

    Kısacası kafirlerin cezası ahirettedir, bu dünyada değil. Kafirlerin öldürülmeleri gerekseydi şu ayetlerin ne anlamı kalırdı?:

    “Kâfirlerin bir şehirden diğer şehire gezip dolaşmaları sakın seni aldatmasın.

    Bu, kısa süreli bir yararlanmadır. Sonunda varıp kalacakları yer cehennemdir. Ne kötü yataktır o!..”

    Al-i İmran Suresi196-197. ayetler

    “Kendi hallerine bırak onları; yesinler, geçici hazlarla avunsunlar, oyalasın onları boş umutlar. Nasıl olsa zamanı gelince öğrenecekler.”

    Hicr Suresi 3. Ayet

    Kafir olanın ölümü hak ettiğini düşünen hastalıklı zihinler şu ayeti de unutmamalıdırlar:

    “Ne kadar çırpınırsan çırpın,  insanların çoğu inanacak değildir.”

    Yusuf Suresi 103. Ayet

    O halde bir Müslüman için önemli olan başkalarının durumu değil, kendi durumudur. Müslümanlar kendilerini Kur’an’dan muaf göremezler. İnandık demekle olmadığını bilmek için de Allah’ın kitabı okunmalıdır (Ankebut 2). Birilerinin bize Allah’ın dini olduğunu iddia ettikleri şeyi değil, Allah’ın hepimize gönderdiği ayetlerini hayatımıza geçirmeliyiz.

    Dikkat edelim: Kafamızdaki “Müslümanlık” “İslam” olmayabilir.

     

     

  • “Kullarım” Hitabına Muhatab Olmak

    Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla,

    Geçtiğimiz günlerden biriydi. Sabah uyanır uyanmaz Rabbimizin “Kullarıma söyle!” şeklinde bir hitap içeren ayetlerinden biri zihnimde yankılanıyordu. Bir an için kendimi sonsuz bir güven ve huzur içerisinde hissettim. O ana kadar bu hitabı içeren ayetlere özelikle dikkat etmemiştim. Sadece Allah’ın kulu olmak kadar büyük bir özgürlük var mıdır? Bundan değerli birşey olabilir mi?

    Bende sabah sabah uyandırdığı bu muazzam his, beni Kur’an’daki bu hitabın bulunduğu ayetleri okumaya itti.

    Allah Celle Celaluhu kitabının pek çok yerinde kullarım, kullarımız, salih kullarım, güçlü kullarımız, kullarımızdan bir kul, iyi kullarım, mümin kullarım, basiretli kullarım gibi farklı şekillerde bu kelimeyi kullanıyor. Bu da çok doğal elbette. Ancak benim şu an üzerinde duracağım ifade “kullarıma söyle”, “ey iman eden kullarım”, “ey kullarım” gibi direkt bizleri muhatap aldığı, hitap buyurduğu ifadelerdir. Zira insanın içine işleyen ifadeler olduğunu ve bir takım özelliklerinin bulunduğunu düşünüyorum.

    Tesbit edebildiğim kadarıyla Kur’an’da bu tarif ettiğim şekildeki ifadelerin yer aldığı 8 ayrı ayet bulunuyor: Bakara 186, İbrahim 31, İsra 53, Hicr 49, Ankebut 56, Zümer 16, Zümer 53 ve Zuhruf 68. Bunlardan sadece Zuhruf 68’de ahiretteki bir hitaptan bahsediliyor, diğerlerinin tamamı bu dünyada şu an yaşayan kişilere hitap ediyor.

    İkisinde “iman eden kullarım” hitabı var (İbrahim 30, Ankebut 56); beşinde herhangi bir sıfat kullanılmadan “kullarım” hitabı var (Bakara 186, İsra 53, Hicr49, Zümer 16, Zuhruf 68); birinde de “kendileri aleyhinde haddi aşmış kullarım” (Zümer 53) hitabı bulunuyor.

    Kısacası Rabbimiz her türden insanı muhatap alarak onlara sesleniyor veya elçisi aracılığıyla onlara bizzat hitap ediyor.

    Ben bu ayetler içinden, şimdilik sadece Bakara Suresi 186. ayet ile ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım. İnşaallah diğer ayetleri de ilerleyen yazıların konusu yaparız. Ya da sizler kendiniz okuyup üzerinde tefekkür etme fırsatı bulur ve paylaşırsınız.

    “KULLARIM sana beni sorarlarsa ben onlara yakınım. Bana dua edince, onların isteğine olumlu karşılık veririm. Onlar da benim isteğime olumlu karşılık versinler ve bana güvensinler; belki olgunlaşırlar.”

    Bakara Suresi 186. Ayet

    Bu ayetteki insanı zorlamayan ve nezaketin en üst seviyesindeki ifade tarzı gerçekten şok edici. Zira düşününce görüyorsunuz ki aslında konuşan Allah! Herşeyi yaratan yüceler yücesi Rabbimiz! Ancak kullandığı ifadeye bakar mısınız? “Kullarım sana beni sorarlarsa..” Bize yakınlığını, dua edene karşılık vereceğini müjdelediği ayette bile “sorarlarsa söyle” ifadesi ancak insanı ve herşeyi Yaratan’dan beklenebilecek bir ifade değil de nedir? Kullarım ile başlaması zaten “insanın tüm özelliklerini benden iyi kim bilebilir?” anlamını taşımıyor mu? O halde ona zorla değil, yerli yersiz değil, “sorduğu zaman” şu özelliklerimi anlat diyor Rabbimiz!

    Bu muazzam ifade ile ayette bizlere neler anlatıldığı konusundaki düşüncelerimi şöyle sıralayayım:

    1. “Kullarım” ifadesi öncelikle sadece Allah’a kul olunması gerektiği anlamını taşımaktadır. Biz bu ifadeyi yalnızca Rabbimizden işitmeliyiz. O’nun dışında bu ifade hiç kimse tarafından bize karşı kullanılamaz. Hatta hissettirilemez bile. Çünkü ancak ve ancak Allah’tan duyduğumuzda kendimizi güvende ve özgür hissedeceğimiz bir ifadedir. Bunu başka herhangi birinden duymaksa belki de hayatta duyabileceğimiz en onur kırıcı şeydir.

    2. Sadece kendisine kul olduğumuz yüce Yaratıcı bile kendisi ile ilgili olarak bizi bilgilendirmek için önce bizim merak edip sormamızı beklemektedir. Talebin bizden gelmesini istemektedir. Bu da aynı zamanda o talebin mutlaka geleceğini gösterir. Ayrıca kendisi ile ilgili bilgiyi talep ettiğimizde başvurulacak kaynağın da yine kendi sözü olduğunu elçisine verdiği zımni emirden anlamaktayız: “Kullarım sana beni sorarlarsa (onlara şunu söye!)”

    3. “Ben onlara yakınım”… Buradan anlaşılıyor ki soru Allah’ın varlığı ile ilgili değildir. Yani sadece bu ayetten bile Allah’ın varlığı ile ilgili bir soruyu gerçekte kimsenin sormayacağı açıkça anlaşılıyor. Ayetin “kullarım” diye başlamasında buna da bir atıf olsa gerek. Yani Allah’ın hiçbir kulu yoktur ki O’nun varlığından şüphesi olsun. Bu cevaptan, sorunun Allah’ın kişinin hayatındaki yeri ile ilgili olduğunu anlamak son derece kolaydır. İnsan Allah’ın varlığından şüphe duymaz. Ancak O’nu uzak kabul edip, araya kendisini O’na yaklaştıracak bir takım aracılar koyar. Bu da onu sadece Allah’ın kulu olmaktan çıkarmaktadır. Oysa Allah insana, her istediğini duyup karşılık verecek kadar yakındır. İnsanın O’na ulaşmak için başka kimseye ihtiyacı yoktur. Yani aslında konu; kim olursa olsun, Allah’ın kullarının Allah’la aralarına başka kişileri, kurumları, otoriteleri, düşünceleri, akımları koymamaları ile ilgilidir. Allah’ın kişiye ne kadar yakın olduğunun cevabı da Kaf Suresi’nin 16. Ayetinde açıklanmıştır…

    4. Duanın yalnızca Allah’a yapılması O’nun yakınlığının bir diğer göstergesidir. Dua, Allah’ın her an her işmize müdahil olduğunun, her an yaratma halinde olduğunun ve O’ndan bağımsız bir hayatın tasavvur dahi edilemeyeceğinin dua eden tarafından kabulü anlamına gelmektedir. Bu da imanın bir göstergesidir. İman etmek, Allah’a güvenmek demektir. Allah’a güvenen kişi doğru yola yönelmiş olgun kişidir. Ayetin devamı bunu bize göstermektedir.

    Yalnız Allah’a kulluğun tek hedef yapıldığı hayırlı ve bereketli bir hayat dilerim.

  • Çok Kullanışlı Bir Kur’an Araştırma Sitesi

    Kur’an meallerinin bir arada bulunduğu, kelime aramalarının kelime üzerine tıklayarak çok kolay yapıldığı çok kullanışlı bir site. Banisi Sertan Kazar kardeşimizden Allah razı olsun..

    http://www.kuranmeali.tv/

  • Noktasal Namaz Vakitleri

    Tam bulunduğunuz noktanın namaz vakitlerini öğrenebileceğiniz tek adres:

    www.suleymaniyetakvimi.com