2014 Ramazan ayında Elönü ile sohbetimiz…
Kategori: Yazarlarımız
-
Din ve Delil
Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla;
“Rahman’ın kulları olan melekleri dişi saydılar. Onların yaratılışlarına mı şahit oldular? Şahitlikleri yazılacak ve sorguya çekilecekler.
Bir de “Rahman dileseydi biz onlara kulluk yapmazdık” dediler. Onların bu konuda bir bilgileri yoktur. Onlar sadece atıyorlar.”Zuhruf Suresi 19-20. Ayetler
Ne yazık ki delilsiz konuşmak insanın en önemli hastalıklarından biri. Özellikle din konusunda Allah’ın ayetlerine dayananı bulmak kadar, kendilerine alimler, hocalar tarafından söylenenler için Allah’ın kitabından delilini soranı bulmak da çok zor. Oysa yukarıdaki ayetlerde din zannedilenin koca bir yalan olabileceği açıkça görülüyor. Bu ayetler bize sorgulayıcı ve araştırıcı olmamız, Allah’ın tek dini olan “Kur’an’daki İslam”ın mümini olmamızın tek yol olduğunu göstermek için indirilmiştir. Allah sözün en güzelini söylediği için bakın konuyu nasıl da çarpıcı bir biçimde anlatmaya devam ediyor:
“Yoksa onlara bundan önce kitap VERDİK de ona mı dayanıyorlar?”
Zuhruf Suresi 21. ayet
Yani iddianız, inancınız, dininiz “Allah’ın verdiği” bir kitaba dayanmak zorundadır. Peki ama bu kişiler Allah’ın verdiği bir kitaba dayanmıyorlarsa neye dayanıyorlar?
“Hayır! Dediler ki “Biz babalarımızı bir ÜMMET üzerinde BULDUK, biz de onların izleri üzerinde doğruyu bulmuş olanlarız”
İşte bunun gibi senden önce de bir bölgeye bir elçi göndermedik ki oranın elit tabakası, “biz babalarımızı bir ÜMMET üzerinde BULDUK, biz de onların izinden gidiyoruz” demiş olmasınlar.”Zuhruf Suresi 22 – 23. ayet
Burada “bulduk” kelimesi çok önemli. Yani kendilerine ne söylendiyse kabul etmekteler. Söyleyen babaları, ataları, büyükleri, itibar ettikleri kimseler olsunlar yeter. Onların hata yapabilecekleri akıllarının ucundan bile geçmiyor. Hatta belki de iyi niyetle babalarının “kitaba” dayandıklarını zannediyorlar. Bu nedenle sorgulamıyorlar. Ancak biz biliyoruz ki zannetmeyle din olmaz (Bakara 78). Din, sağlam bir temele dayanmak zorundadır. Din konusunda bilgi en güvendiğimiz kişiden bile gelse kaynağının Allah’ın sözü olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır.
Peki kendilerine ne söylendiyse ya da büyüklerinden ne gördülerse ÜMMET kabul ediyorlar ne demek? Rabbimizin burada bu kelimeyi kullanması da çok manidar.
Kelimenin bu ayette “din” manasına geldiğinde benim ulaşabildiğim alimler ittifak etmiş durumdalar. Elbette doğrudur da. Ancak inançla doğrudan ilgili bir kelime seçilmemiş olması da ayetin kapsama alanını genişletmektedir diye düşünüyorum. Zira Ragıp El İsfehani (vefatı hicri 425) Müfredat’ında ümmet kelimesinin anlamını şöyle vermiş:
“Aynı din, aynı zaman ya da aynı mekan olsun, herhangi bir şeyin kendilerini bir araya getirdiği her çeşit cemaat, topluluk…”
Yani ayette sorgulanmadan kabul edilen her tür olgudan bahsediliyor olmalıdır. Ümmet kelimesinin içerdiği bu “kültürel bağ” anlamı, inanılan şeylerin örf, adet gibi uygulamalar olabileceği ve bunların din zannedilmesinin kabul edilemeyeceğini de göstermektedir. İnsanların, içinde bulundukları toplum tarafından kendilerine empoze edilmiş bir takım inanç ve yaşayış biçimlerini tartışmasız doğru kabul edip yaşamaları çok yaygın bir durumdur. Ancak Allah’ın dinine aykırı olup olmadığı kontrol edilmelidir. Aykırı ise en köklü gelenek, en önemli adet, en sıkı kural bile asla kabul görmemelidir.
Bazı dindar kişiler bir takım hoca, alim, şeyh gibi kimselerin hata yapacaklarını hiç düşünmez, ne derlerse kabul ederler. Bu öyle seviyelere gelmiştir ki Allah’ın ayetlerini bile kendi hocalarına onaylatma ihtiyacı duyanlar bulunmaktadır.
Batının bilim olarak sunduğunu kendine din edinmiş kesim de yukarıda anlatılan gibi bir din algısına tepki olarak oluşmuş gibi görünüyor belki; ancak kendi uygulamaları da bundan öteye geçememektedir. Allah’ın kitabından delil gösterilmeden oluşturulmuş bir din Allah’ın kullarını bağlamaz. Aynı bunun gibi, Allah’ın yarattığı ayetleri okuyan bilim insanları da Allah’ın kitabından bağımsız kalamazlar.
Tartışmasız kabul edilen bilgi ile ilgili benzer bir pasaj da Lokman Suresinde bulunuyor. Ancak burada Allah’ın yarattığı ayetlere de atıf yapılması hayli manidar:
“Görmediniz mi ki, Allah göklerde ve yerde ne varsa hepsini sizin hizmetinize vermiş, gizli ve açık olarak nimetlerini üzerinize yaymıştır. Bununla beraber insanlar içinde kimi de var ki ne bir ilme, ne bir yol göstericiye ne de aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışıp durur.
Kendilerine “ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE UYUN” denildiği zaman, “hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz yolu izleriz” derler. Şeytan kendilerini alevli ateşin azabına çağırıyor olsa da mı?”Lokman Suresi 20- 21. Ayetler
O halde Allah’ın “yarattığı ayetleri” konusunda da bir körü körüne takipten bahsedilebileceği anlaşılıyor. Üstelik bu tavır şeytanın kullandığı tuzaklardan biri olarak görülüyor. Bu tuzağa düşmemenin formülü de hemen ardından geliyor:
“Kim güzel davranarak BÜTÜNÜYLE Allah’a yönelirse EN SAĞLAM İPE sarılmıştır. Tüm işlerin sonu Allah’a varır.”
Lokman Suresi 22. ayet
Bütünüyle Allah’a yönelmek ve Allah’ın ipine sarılmak elbette Allah’ın ayetlerine sarılmak demektir. Hayatınızı Allah’ın kitabına dayanan sağlam bir temel üzerine inşa etmek demektir.
Bu konuda bir ayet grubu daha paylaşmak istiyorum. Maide Suresi’ne bakalım:
“Allah ne Behireyi, ne Sahibeyi, ne Vasılayı, ne Hâm’ı meşru kılmıştır. (Bunlar cahiliye devrinde Arapların tapıp kurban ettikleri develerin isimleridir) fakat kâfir olanlar Allah’a yalan yere iftira atarlar. Ve ÇOĞU AKLI ERMEZLERDENDİR.
Onlara Allah’ın indirdiğine ve Elçisine gelin dense; ”Babalarımızda gördüğümüz bize YETER” derler. Ya babaları bir şeyi bilememiş ve doğruyu bulamamışlarsa?”Maide Suresi 103 – 104. ayetler
Din konusunda konuşacaksanız, Allah’ın ayetleri ile konuşmak zorundasınız demenin bundan daha güzel bir şekilde söylenmesi, daha güzel örneklendirilmesi mümkün değildir.
Bu ayetlerin putperest kafirlerden bahsettiği bahane edilebilr. Fakat günümüzde de Maide 103’te bahsedilen “putlaştırılmış isimler” yerine neler konabilir neler! Allah’ın meşru kıldığı yani Allah’ın kanunu olduğu zannedilen ne isimler, ne hiyerarşik yapılar, ne sahte tanrılar, ne tabular, ne kurallar bugün de maalesef dinin içine sokulmuştur. Ayetler evrenseldir, her zaman geçerlidirler ve okuyana hitap ederler. O halde bu ayetleri belli zamana ve zümreye hapsetmek olacak şey değildir.
Beni burada etkileyen ifade “bize yeter” (hasbuna) kelimesidir. Zira insanların ne kadar cesur olduklarına şaşkın şaşkın bakakalmamak elde değil. Her an ölme ve bir sonraki anda Allah’a hesap verme durumunda olan ve düşünebilen bir canlının atalarından duyduğu ile yetinmesi ne büyük cesaret! “Ya babaları bir şeyi bilememiş ve doğruyu bulamamışlarsa” ayetini okuyup da hala aynı tavrı sürdürebilmek ise zaten akıl alacak iş değil. Bu son ifade “araştırsanıza, sorgulasanıza” demenin Allah’ın muhteşem üslubunda söylenişi değil de nedir?
Bakara Suresi 170. ayetindeki benzer ifadelerin sonuç cümlesi de etkileyici:
Onlara: “Allah ne indirmişse ona uyun” dense, “Hayır! Biz atalarımızın yoluna uyarız” derler. Peki, ya ataları akıllarını bir şeye çalıştırmamış ve doğru yolu da bulamamışlarsa?!
Bakara Suresi 170. Ayet
Demek ki atalar, büyükler, geçmiş ulema da olsa akıllarını çalıştıramamış ve doğru yolu bulamamış olma ihtimalleri her zaman vardır. Çünkü insandırlar. Yani sorgulanamaz olmaları imkansızdır. Mutlak doğru olan ise Allah’ın sözüdür. Öyleyse temel de o olmalıdır.
Zaten alim bile olsalar din konusundaki bilgileri Allah’ın kitabına dayanmayan kişilere Allah “ümmi” yani anasından doğduğu gibi kalmış, bir şey öğrenememiş kişi diyor:
“İçlerinde ümmî olanlar vardır. Onlar o Kitab’ı bilmezler. Bütün bildikleri (emanî) anlamadan okumaktır. Bunlar sadece tahminde bulunurlar.”
Bakara Suresi 78. ayet
Sonuç olarak, herkes Allah’ın ayetlerini en iyi şekilde anlamak zorundadır. Bir insanın bundan daha önemli bir görevi ve işi olamaz. İnsanlara ayetleri okuyup din zannetiklerinin Allah’ın dini olmadığını anlattıkça duymaya alıştığımız “bu kadar alim yanlış da sen mi doğrusun” sözlerine en iyi karşılık bu ayetlerdir. Bu nedenledir ki hiçbir Müslümanın Kur’an’ı anlamaya çalışma konusunda asla bir bahanesi olamaz. Üstelik en iyi şekilde anlamak için her imkanı kullanmak zorundadır. Hatta her Müslüman Arapça’yı öğrenmeli, hayatının en önemli konusunu orijinal dilinden anlayabilmelidir.
Şu anda “yok artık” diyenleri duyuyor gibiyim. Ancak “herkes Arapça öğrenemez ki” safsatasını veya “ben Arapçayı öğrenmek zorunda mıyım” burnu büyüklüğünü benim kabullenmem imkansızdır. Dünyadaki kısacık ve azıcık menfaati için “herkes İngilizce öğrenmelidir” cümlesi saçma bulunmazken, hatta neredeyse 3 yaşından itibaren herkese zorla öğretilirken, sonsuz ahiret hayatı için “herkes Arapça öğrenmelidir” cümlesini garip karşılamak herhalde şu ayetin anlattığı sebeplerden dolayıdır:
“Şüphesiz şu insanlar çarçabuk geçip gideni sever, önlerindeki ağır bir günü kulak ardı ederler”
İnsan Suresi 27. ayet
Selam ve dua..
-
www.diniyazılar.com Yönetimine Uyarıdır!
Esselamu Aleykum,
Facebook hesabımı takip edenlerin bildiği gibi, 8 Ekim tarihinde benim aslında daha önceden yazıp kendi sitemde yayınladığım “Yandınız” başlıklı yazım www.diniyazılar.com adlı internet sitesinde yayınlandı.
Aradan 3 gün geçtikten sonra facebook hesabımda linki hala bulunan bu yazı hiçbir gerekçe gösterilmeden ve haber verilmeden yayından kaldırıldı.
Hemen ilgili siteye bunun nedenini sordum ancak bir cevap alamadım. Ardından bu siteyi hazırlayanlara yakınlığını bildiğim birkaç dostumu devreye soktum ve dün gece itibariyle şu acıklı sebebi zorla ve kendi çabamla öğrendim: “Yazı beğenilmiş (zaten aksi halde yayınlanmazdı) ancak çok tepki gelmiş, kemalist çevreleri küstürmekten dolayısıyla tebliğe zarar vermekten korkmuşlar”… :)))
Eğer bana makul bir cevap ve gerekçe göstermiş ve muhatap almış olsalardı bu yazıyı hiç yazmayacaktım. Ancak hala bu sitenin yönetiminden bir cevap almış değilim. O yüzden kendilerine buradan seslenmek zorunluluğum doğmuştur:
Öncelikle şunu söyleyeyim ki; benim hiçbir “izm”le ve onun takipçisi olduğunu söyleyen hiçbir “ist” ile bir sorunum yoktur. Bütün izmlerden birçok sevdiğim ve saydığım dostum vardır. Ancak bu, fikrimi söylememem veya hepsi ile aynı fikirde olmam anlamına gelmez. Allah’ın ayetleri ile onların sorunları varsa; adı üzerinde bu “onların sorunu”dur.
Bu sitenin ve facebook hesabımın takipçileri ve beni tanıyanlar bilirler ki Allah’ın ayetleri varken benim hiçbir izm’e ihtiyacım yoktur. Hiçbiri beni bağlamaz. Ayetlerle delillendirerek her konudaki fikrimi kimseden çekinmeden yazar ve söylerim. Bu bir “izm”i rahatsız edecekmiş, bir camaate dokunacakmış umrumda olmaz. Bir konu Allah’ın ayetlerine aykırı ise onu savunan hangi “ist” olursa olsun kaale alınmaz. Tabi Kemalist çevrelerin baskısı benim ispatlayamayacağım bir iddiadan ibarettir. Bu çevreleri kim temsil eder? Neden siteye baskı yapar da dertlerini yazıyı yazana anlatmayı uygun bulmazlar? Beğenmediğini zorla dışlatan kişi Kemalist olabiliyor mu? O zaman bahsi geçen makaledeki sözlerin doğruluğu büsbütün ispatlanmış olmuyor mu? Bütün bu konular muamma! Zaten benim muhatabım, var olduğu iddia olunan bu çevreler değil, adı geçen sitenin yönetimidir:
Bu nasıl bir tebliğ faaliyetidir ki birilerini küstürmemek için doğru bulunup, beğenilip yayınlanmış ve ayetlere dayandırılmış bir yazı yayından kaldırılıyor? Allah’ın elçisi Ebu Cehil’i küstürmemek için tebliğini gizlemiş midir? Gizleseydi elçilik görevini yapmış olur muydu? Bunu hiç Kur’an’a sormadınız mı?
“Ey Elçi! Rabbinden sana NE İNDİRİLDİYSE onu tebliğ et. Tebliğ etmezsen vazifeni yapmış olmazsın. Allah seni insanlardan korur. Allah kâfirler topluluğunu yola getirmez.” Maide Suresi – 67
Allah’ın ayetleri gizlenerek tebliğ yapılabiliyor muymuş? Madem böyle; biz her konuyu o ayetlere göre değerlendirip anlatmak durumunda değil miyiz?
Hem yarın cemaatlerden biri bir yazıya tepki gösterirse (ki başka işleri yoktur zaten) onu da kaldıracak mısınız? Kaldırmayacaksanız aradaki farkı bana açıklar mısınız? Yoksa birine cemaat, diğerine bilmemne-ist demek midir o fark?
Ayrıca bu nasıl bir tebliğdir ki herkesin kabul etmesi, herkesin memnun olması bekleniyor? Allah’ın elçisinin aldığı tepkileri hiç mi bilmiyorsunuz? Tepki çekmeyen tebliğ mi olur? Yoksa siz kimseyi küstürmeyerek herkesi zorla doğru yola getireceğinizi mi hayal ediyorsunuz? Bunun boş bir hayal olduğunu söyleyen de ben değilim! Herşeyi Yaratan’dır:
“Ne kadar çırpınırsan çırpın, insanların çoğu inanacak değildir.” Yusuf 103
Tebliğ demek insanlara Allah’ın ayetlerini zorla ya da birilerini küstürmeden kabul ettirmek değildir. Bilgiyi verip çekilmektir tebliğ. Allah’ın ayetlerini yani o zikri hatırlatır geçer gidersiniz. Ondan sonrası sizi enterese etmiyor ki:
“Öyleyse sen bilgi ver; senin görevin sadece bilgi vermektir. Yoksa tepelerine binecek değilsin.” Ğaşiye Suresi 21-22
Yani eğer söz konusu olan Allah’ın kullarını Allah’ın ayetleri ile buluşturmaksa yapılacak şey, yazının ayetlere dayanıp dayanmadığını kontrol etmektir. Şahsi görüş bile olsa doğruluğu ancak Kur’an ile tesbit edilebilir. Bir Müslüman’ın tavrı budur. Kur’an ile çelişen görüş en yakınımıza, babamıza bile ait olsa onu küstürmemek için doğruyu gizleyemeyiz. İbrahim Aleyhisselam ile babası arasında geçenler bunun en güzel örneğidir.
Siz herşeyi göze alarak tebliğ yapacaksınız. Çünkü dine karşı çıkanların çoğu Allah’ın ayetlerine değil, din zannettiği şeye karşı çıkmaktadır. Bu kişiler gerçekleri öğrenince hemen kabul etmeleri beklenemez. Ancak doğruların karşı konulmaz bir gücü vardır. Değerlendirme yapmaları gerekir. Ondan sonra istediklerini yaparlar. Hesabını verecek olan kendileri değil midir? Hem biz ne hakla herhangi bir konuda Allah’ın kullarını Allah’ın ayetlerinden mahrum bırakabiliriz?
Bu arkadaşların demek istedikleri aslında şudur: “Yazdıkların doğru ama söylenmesi caiz değil”
Bunun cevabı da şudur: Söylenmeyen doğrunun doğru olmasının hiçbir anlamı yoktur.
Bu yazımın amacı sadece bu kardeşlerimizi uyarmaktır. Bundan sonra da inşaallah yazılarımı kendilerine göndermeye devam edeceğim. Çünkü gerçeği yani Allah’ın ayetlerini ne gerekçe ile olursa olsun gizlemenin vebali büyüktür:
“İndirdiğimiz açıklayıcı âyetleri ve ana yolu bu Kitapta insanlara açıkladığımız halde gizleyenler var ya, işte Allah onları dışlayacaktır. Dışlayacak olanlar da dışlayacaktır.” Bakara Suresi 159
Eğer bu ayetin hükmüne girerseniz tevbe etmeniz de yetmez, gizlediğinizi açıklamanız da gerekir:
“Tevbe edip kendini düzelten ve onları açıklayanlar başka. Onların tevbesini kabul ederim. Ben her tevbeyi kabul ederim, ikramım boldur. ” Bakara Suresi 160
Allah’a emanet olunuz. Hayırlı Cumalar..



